Gizliajans: Absürt Bir Alper Canıgüz Romanı

1
758

Daha önce Alper Canıgüz’ün hiçbir romanını okuma şansım olmamıştı. Dolayısıyla kendisi benim için bir kapalı kutuydu. Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu’nun İlk Sayfası isimli podcast yayınlarında (eğer henüz dinlemediyseniz mutlaka vakit ayırmanızı öneririm) tanıyınca ilk fırsatta bir kitabını okumam gerektiğine karar vermiştim. Nitekim Gizliajans ile de bu vesileyle tanışmış olduk. Kendisi okuduğum ilk Alper Canıgüz romanı olma vasfını taşıyor.

Gizliajans’ın türü absürt kara komedi olarak tanımlanabilir. Kahramanımızın başına gündelik hayatta pek karşılaşmayacağımız acayiplikte şeyler gelir ve olaylar garip başlayıp ultra absürt olarak devam eder.

Kimisi için fazla uçlarda gelebilecek bu tema benim için bir problem teşkil etmiyor. Bu tarza, Alper Canıgüz’ün yakın arkadaşlarından Murat Menteş’ten aşinayım zaten. Ayrıca kitabın ilk sayfalarıyla birlikte ortada epik bir Dostoyevski draması olmadığını, bu kitabın asıl amacının okuyucuyu bir an olsun yormadan ve ilgisini kaybetmeden, sürükleyici bir hikâyeye bağlamak olduğunu anlamakta kimsenin zorluk çekeceğini sanmıyorum.

Sürükleyici ve Merak Uyandırıcı Bir Hikaye

Kendi amatör yazarlık deneyimlerimde de en önem verdiğim hususlardan biri olan hikâyenin sürükleyiciliğinin Alper Canıgüz’ün romanlarının temel taşlarından biri olduğunu görmek beni ziyadesiyle mutlu etti. Demek ki benim kurgularım da pekâlâ iştahlı ve tutarlı bir yazım ve iyi bir editörlükle bir gün gün yüzüne çıkabilecek bir potansiyel barındırıyor olabilir. Bu durum Gizliajans’a ve Alper Canıgüz’e kişisel bir sempatiyle bakmamı sağladı.

Gizliajans’ın bu düşsel atmosferinin altında elbette başka hazineler de yatıyor. Alper Canıgüz’ün gündelik hayatımızdan yaptığı ince işçilik benzetmeler ve hepimizin anılarının bir noktasına dokunmayı başaran nefis tespitler, kitabın mizah dolu sayfaları arasında kendine yer buluyor. Bu tespitlerin vuruculuğu ve kitabın genel yapısına ters düşmeyen konumları, romanın kendi içindeki tutarlı dünyasının içine giren okuyucunun etkisi altında olduğu kurgu büyüsünün bozulmamasını sağlamış.

Gizliajans’ın sinema/dizi uyarlaması için Alper Canıgüz ve ünlü yönetmen Tolga Karaçelik’in BluTV ile görüşmeler yaptığını ama sonuçta bir anlaşma sağlanamadığını da eklemekte fayda var. İlerleyen zamanlarda bu husus tekrar masaya yatırılabilir ve Gizliajans uyarlamalarını başka formatlarda karşımızda görebiliriz.

İletişim Yayınları çıkışlı birinci baskısını okuduğum eseri tüm seçkin kitapçılarda ve sanal dükkanlarda bulabilirsiniz. Kitabı satın alabileceğiniz birkaç bağlantıyı sizler için şöyle bırakıyorum:

İdefix

Kitap Yurdu

İletişim

Absürt edebiyatı seven okuyucuların hoşuna gideceğini düşündüğüm kitabı okurken çok sayıda yerin altını çizdim. Birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Alıntılar

-Bir şeyler konuşup duruyorsun ama yüzün hep başka bir şeyler anlatıyormuş gibi…

-Bak daha bu sabah onunla iki yabancıyken şimdi bir tabak sigara böreğini paylaşıyorduk.

Biz çok modern bir aileydik. Babam da çok modern bir insandı. O yüzden beni dövmez, rencide ederdi.

-Gururumla oynardı. İnsanların arasında küçük düşürürdü beni. Böylece ben de modern bir insan oldum işte. Kısmetse ben de çocuklarımı böyle modern yetiştireceğim.

Ne de olsa ben, birine bir şey var mı diye sorup yok cevabını alınca, hiç mi yok diye soran ve bu kez aslında o şeyden biraz var olduğunu öğrenen bir ceddin evladıydım.

-Bizi birbirimizden ayırabilecek bir şey duyarım korkusuyla, daha önce hiç soru sormamıştım ona özel konularda.

-Hayatımda bana yöneltilmiş bu en zarif hareketi ve Musa Bey’den “çocuğum” pozisyonuna tenzili rütbeyi bir yutkunmayla sindirdikten sonra, “Özür dilerim,” dedim.

-“Ne bu hal? Hayatının en büyük heyecanı seni bekliyor; sen bunun zevkini çıkartacağına durmadan sızlanıyorsun. Az delikanlı ol yahu, maceranın tadına var.”

“O dediğiniz meşrubat reklamlarında olur,” dedim. “Gerçek hayatta insanlar böyle durumlarda endişe yaşarlar.”

-Fezai Aydıntürk, Allah’ın cezası, bomba gibi görünüyordu.

-Tahtakafa da bunu uzun yıllardır süren sağlam bir dostluğun ifadesi sayılabilecek bir yorumla karşıladı. “Senin atacağın kağıdı sikeyim!”

-Boşuna dememişler, rakı delikanlıyı susturur ibneyi coşturur diye.

-“Üzülme delikanlı,” diye omzumu sıvazladı Amcabey, “Aşk her zaman yaşanmış bir şeydir.”

Düz bir çizgi çekmek istiyorsan, asla kalemin geçtiği yere değil, ulaşacağı noktaya bakmalısın.

-Şansınız ne kadar azalırsa, kendinize güveniniz o kadar artıyor.

-Adamın konuştuğu dili bilmesem de, eliyle yaptığı “derhal ikileyin” hareketi hayli evrenseldi.

-Olaya şahit olan davetliler, böyle toplulukların bu gibi durumlarda insiyaki bir biçimde yaptıkları gibi derhal çiftin çevresinde bir daire oluşturur.


Gizliajans sonrası, George Orwell’in distopik eseri 1984 incelememe göz atabilir, Tanpınar’ın unutulmaz eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nün büyüsüne kendinizi kaptırabilir ya da Oğuz Atay’ın büyük eseri Tutunamayanlar‘dan aldığım alıntılarda kaybolabilirsiniz.

1 YORUM

Bir Cevap Yazın