2017 yılında patlak veren Katar krizi, üç buçuk yılın ardından sona erdi. Peki bu süreçte neler yaşandı? Gelin beraber hatırlayalım.

Haber bültenlerinden takip etmişsinizdir; Körfez İşbirliği Konseyi’nin (GCC) üç buçuk yıldır işlevsiz bir noktaya gelmesine neden olan Katar krizi aşıldı. Körfez ülkelerinin 5 Ocak 2021 tarihinde Suudi Arabistan’ın Al-Ula kentinde gerçekleşen 41. Körfez İşbirliği Konseyi toplantısında imzaladıkları anlaşma ile Katar’a uygulanan tüm ambargoları kaldırdılar. Ekonomik, siyasi ve toplumsal etkileriyle öne çıkan bu üç buçuk yıllık problem, tarafların tabir-i caizse “anlaşmazlıkları konusunda anlaşmaları” neticesinde sona erdi. Her ne kadar ülkemizde Arap dünyasını tek bir potada değerlendirme eğilimi olsa da işin aslının farklı olduğunu net bir biçimde gösteren bir kriz de böylece geride kalmış oldu.

On yılı aşkın süredir Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde bilfiil yaşamış birisi olarak (Son dokuz buçuk yılı Katar’da) krize dair değerlendirmemi paylaşmamın konuyu merak edenlerin ilgisini çekebileceğini düşündüm. Umarım arzuladığım gibi açıklayıcı ve bilgilendirici bir yazı ortaya çıkartabilirim.

Şimdi isterseniz krizin ilk gününden başlayalım ve sürecin zaman çizgisini takip ederek bundan sonra bölgeyi nelerin beklediğine dair değerlendirmelerde bulunup yazıya noktayı koyalım.

Anti-Terör Dörtlüsü toplantısı
Boykot ülkeleri Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır beraber hareket ettikler Katar krizinde Anti-Terör Dörtlüsü çatısı altında zaman zaman görüş alışverişinde bulunmak üzere toplantılar düzenlediler.

5 Haziran 2017 – Krizin İlk Günü

Katar, 5 Haziran 2017 sabahı komşuları ve kardeşleri (Arap ülkeleri aralarındaki kan bağının da etkisiyle birbirlerini kardeş olarak tanımlarlar) tarafından dışlanmanın şokuyla yeni güne uyandı. Katar’ın da üyesi olduğu Körfez İşbirliği Konseyi’nin üç üyesi Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, yanlarına Mısır’ı da alarak Katar’a iç işlerine karışmak, İran’a fazla yakın olmak, Müslüman Kardeşleri korumak, Doha merkezli medya kuruluşu Al Jazeera üzerinden aleyhlerinde olumsuz haberler girmek ve terörist grupları desteklemek gibi gerekçelerle boykot uyguladıklarını açıkladılar. Son derece planlı ve koordine olduğu aşikâr bu operasyon, boykot ülkelerinin Katar ile sınırlarını kapamaları, her türlü diplomatik ve ticari ilişkileri askıya almaları ve gümrük ve hava sahalarını Katar uçak ve gemilerinin kullanımına yasaklamaları ile devam etti. Alınan aksiyonların hızından bir süredir üzerine düşünüldüğü anlaşılan bu adımlar Katar’ı hazırlıksız yakaladı. Özellikle ABD başkanı nezdinde de eleştiri oklarının hedefine konulması Katar’ın hiç beklemediği bir durumdu.

Olayın aşağıda detaylarına ineceğim ekonomik ve diplomatik sonuçlarının yanı sıra, yok sayılamayacak, son derece dikkat çekici bir insani yönü vardı. Normalde birbirlerine kan bağı ile bağlı olup farklı ülke vatandaşlıkları bulunan Suudi, BAE ve Bahreyn vatandaşı Araplar, boykot ülkelerinin aldığı kararlar gereği Katar’ı en kısa sürede terk edecek ve ikinci bir direktife kadar Katar’a seyahat edemeyeceklerdi. Tabi durumun tersi de geçerliydi. Boykot ülkeleri Katar vatandaşlarının ülkelerini terk etmelerini istemişlerdi. Alınan bu sert kararların sonucu olarak aileler bölündü, ticari faaliyetler zarar gördü, eğitimler yarıda kaldı ve insani açıdan büyük bir sıkıntı baş gösterdi. Katar’ın krizin ilk gününden beri dillendirdiği ve savunmasının merkezine koyduğu ambargonun en sıkıntılı konularından birisi de bu insani durumdu.

Hamad Port
Komşuları tarafından boykot uygulanınca kendi yağında kavrulmak zorunda kalan Katar, ambargo devam ederken hizmete aldığı Hamad Port ile yük kapasitesini 7.8 milyon tona çıkartmayı başardı.

Temel İhtiyaç Krizi ve Alternatif Tedarik Ağlarının Yaratılması

Katar’a uygulanan ambargo boykot ülkelerinin ticari faaliyetleri açısından büyük bir sıkıntı anlamına gelmiyordu. Kriz öncesinde Katar’a elbette mal satıyorlardı ama iki milyon sekiz yüz bin nüfuslu Katar pazarını kaybetmek hiçbirisi için yıkım anlamına gelmiyordu. Fakat Katar için durum oldukça farklıydı. Hiçbir şekilde bir çözüme yanaşmayan boykot ülkelerinin eylemleri, temel ihtiyaç malzemelerinin %80’ini yurtdışından ithal eden Katar’ı eşi görülmemiş bir krize soktu. Tedarik zincirleri kırıldı. Özellikle Katar’ın anakara ile tek bağlantısını oluşturan Suudi Arabistan sınır kapısının kapanması Katar’ı alternatif tedarik yollarına yönelmeye itti.

Sorunun diyalogla kısa sürede çözülemeyeceğini anlayan Katar’ın yardımına boykot ülkelerinin eleştiri oklarının hedefindeki İran ve Türkiye’nin koşması, uygulanan ambargonun belki de ters tepeceğinin ilk sinyallerini verdi. İran hava sahasını ve limanlarını Katar uçak ve gemilerine açtı, Türkiye bir süre öncesi Katar ile başlattığı askeri işbirliğini geliştirerek Katar’a askeri birlik gönderdi ve hava kargo ile acil gıda yardımında bulundu. Yani boykot ülkeleri amaçları arasında olan Katar’ı İran ve Türkiye’den uzaklaştırma hedefine daha ilk andan ters düşen bir durumla karşı karşıya kaldılar.

Bu gıda yardımı hususu Türkiye’de fazlaca tartışıldığı için üzerinde biraz durmak istiyorum. Krizin ilk günlerinde Katar’da bazı temel ihtiyaç malzemelerinin tedariğinde sıkıntı olduğu doğruydu. Fakat bu hiçbir zaman aç kalmak, marketlerin boşalması, yağmalama vb. medyada şişirildiği gibi bir noktaya çıkmadı. Evet bazı markaları ve belirli ürünleri (ağırlıklı olarak hayvancılık temelli, süt yumurta vb. ürünler) eskisi kadar bol çeşitte bulamıyorduk. Fakat Katar yönetimi birkaç gün gibi kısa bir sürede alternatif ürünleri raflara dizmeyi başardı. Bu da dünyanın en iyi havayollarından birisi haline gelen Katar Havayolları’nın hava kargo kapasitesinin, devletin ekonomik gücünün ve Katar’ın alternatif tedarik ağlarını kısa sürede aktif etmedeki başarısının bir ispatı oldu adeta. Ben boykot ülkelerinin Katar’ın bu kadar etkin bir biçimde bu sorunları aşabileceğini beklediğini sanmıyorum. Katar’ın kısa sürede pes edip tüm taleplerini kabul edeceğini umuyorlardı. Açıkçası ben bile Katar’ın bu kadar başı dik bir tutum sergileyeceğini beklemiyordum. Son derece dirayetli ve mantıklı bir kriz yönetimi ile bu hayati meseleyi aşmayı ve hatta fırsata çevirmeyi başardılar. Takdir etmemek mümkün değil.

Al Jazeera’nin hazırladığı, boykot ülkelerinin on üç maddelik taleplerinin infografik bir görseli. Bu kadar ağır şartları kim kabul edebilir ki?

On Üç Maddelik Ültimatom

Katar’ın umdukları gibi diz çökmediğini ve zaman geçtikçe durumun lehlerine gelişmediğini fark eden boykot ülkeleri son derece agresif bir tutum takınıp Katar’a on üç maddeden oluşan bir ültimatom verdi. Ambargonun sona ermesi için Katar’ın bu on üç maddeyi yerine getirmesi istendi.

On üç maddede neler yoktu ki? Al Jazeera’nın kapatılması, Katar’da konuşlanmış Türk Askeri Birliği’nin ülkeden çıkartılması, İran ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi, Müslüman Kardeşler’in Katar’da ikamet eden üyelerinin sınır dışı edilmesi, Katar’ın boykot ülkelerine tazminat ödemesi gibi bağımsız hiçbir ülkenin kabul etmesinin mümkün olmadığı bu şartlar (Krizin sona ermesinin ardından BAE Dış İşleri Bakanı bu maddelerin Maximalist bir yaklaşım olduğunu kabul etti. Yani taleplerin kabul edilemez olduğunu bildikleri halde pazarlık masasına bu şartlarda oturmak istemişler), boykot ülkelerinin anlaşma niyetleri olmadığının bir ispatıydı adeta.

Küçük bir yarımada ülkesi olan Katar, ülkesinin boykot ülkeleri tarafından askeri bir saldırıya uğraması ihtimalini de göz ardı etmemişti elbette. Hatta böyle bir planın ciddi ciddi düşünüldüğü ama Kuveyt’in haberi alır almaz engellemek için adımlar attığı dillendirilmişti. Fakat askeri operasyonu düşünen boykot ülkelerine karşı Katar’ın sınırları içerisinde büyük bir caydırıcı güç vardı: Ortadoğu’daki en büyük Amerikan askeri üssü.

Çok sayıda Amerikan askerinin ve envanterinin Katar’da konuşlu olması boykot ülkelerinin yutamayacağı kadar büyük bir lokmaydı. Fakat boykot ülkelerinin bu hususta güvendikleri tanıdık bir sima vardı: Krizin ilk günlerinde boykot ülkelerinin yanında saf tuttuğunu attığı tweetler ile gösteren Donald Trump. Yani Amerikan başkanı Katar’a uygulanacak ambargodan haberdardı ve rızasını vermişti. Fakat Amerika sadece Amerikan başkanının söz sahibi olduğu bir ülke değildi.

Krizin üzerinden günler geçtikçe Beyaz Saray’da ve Pentagon’da Katar Krizi’ne ilişkin iki farklı politika izlendiği anlaşıldı. Beyaz Saray boykot ülkelerinin yanında yer alırken, Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon krizin en kısa sürede çözülmesini umduklarını belirten açıklamalar yapıyordu. Zaman geçtikçe Beyaz Saray’ın duruşunun yumuşaması ve krizin çözümüne yönelik adımlar atması boykot ülkelerini memnun etmekten bir hayli uzaktı.

Katar’ın Haklarını Uluslararası Hukukta Araması

Boykot ülkelerinin çözüme yanaşmayacağı netleşince Katar akıllı bir strateji uyguladı ve yaşadığı sıkıntıları uluslararası hukuk platformlarına taşımaya başladı. Kapanan hava sahaları, eğitim hakları ellerinden alınan öğrenciler, birbirinden kopartılan aileler, Umre’ye dahi gidemeyen Katarlılar, spor müsabakalarının Ortadoğu yayın haklarını elinde bulunduran Bein’in Suudi Arabistan’da korsan olarak izlenmesi gibi problemler Katar’ın uluslararası mahkemelerde açtığı davalarda öne çıkan konular arasındaydı.

Boykot ülkelerine karşı milyar dolar mertebelerinde davalar açıldı. Dünya çapında bir farkındalık yaratılıp mağduriyet durumunu herkesin görmesi sağlandı. Lobicilik faaliyetleri için milyon dolarlar (belki de milyardır, kim bilir) harcandı.

Baladna inekleri
Boykot sırasında büyük bir hızla büyütülen Baladna firmasının süt üretim tesislerinde aheste aheste dönen inekler… Baladna’nın Al Khor’daki tesisini ziyaret edip bu görüntüleri kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Garip bir duygu açıkçası…

2022 Dünya Kupası ve Katar’ın Üretiminin Devamı

Güney Amerika’dan Katar’a uçakla inekler getirildi. Tavuk çiftlikleri, sebze meyve yetiştirilen seralar inşa edildi. Ve Katar daha önce görülmemiş bir yerelleşme hareketi başlattı. Bunun meyvelerini bugün bile alıyor Katar. Tabiri caizse çölde domates, biber, salatalık, kabak yetiştirip, süt ve süt ürünleri üretip, sıfırdan yerel bir tavukçuluk sektörü yaratıldı. Kriz öncesi %80 dışa bağımlı olan Katar bugün temel ihtiyaçlarının %80’ini kendi üretebilen bir ülke halini aldı. Ve bunların hepsi üç buçuk sene içinde oldu. Evet para önemli bir güç ama tüm bunları sadece parayla gerçekleştiremezsiniz. Vizyon ve atılacak doğru adımlar da gerekir.

Yani zaman geçtikçe boykot ülkeleri Katar’ı bu şekilde alt edemeyeceklerini anlarken, Katar bu ülkelere olan bağımlılığını neredeyse sıfıra indirmeyi başardı. 2022 Dünya Kupası’na da ev sahipliği yapacağından, yatırımların devam etmesi, üretimden ödün verilmemesi gerekiyordu. Katar bu şartlar altında Dünya Kupası için gerekli alt yapı inşaatlarını sürdürdü. Eleştirilen insan hakları uygulamalarını güncelledi. Baskı altındaki para birimini, yatırım fonlarında tuttuğu parayı ve diğer tüm imkanları kullanarak ayakta tutmayı başardı. Katar Riyali dört yıl önce de Amerikan Doları’na karşı sabitti, bugün de sabit (1 Amerikan Doları 3.65 Katar Riyali’ne sabittir).

Evet, boykot Katar’ı siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak derinden yaraladı. Ama boykot Katar’ın gözünün açılmasını ve zafiyetlerini görmesini, kendine çeki düzen vermesini sağladı. Komşu ülkelere olan bağımlılığını fark etmesine neden oldu. Bunun üzerine gitmesi gerektiğini, yarın ilişkiler normale dönse bile kendini bu kadar dışa bağımlı tutmaması gerektiğini öğrendi.

Körfez krizinden aldığı bu dersler Katar’ın Covid-19 pandemisi sırasında çok işine yaradı. Düşünüyorum da, eğer Katar pandemiye eskisi gibi dışa bağımlı girmiş olsaydı, tüm gümrükler kapanıp uçuşlar durdurulduğunda büyük bir sorun yaşayabilirdi. Ama bunların hiçbiri yaşanmadı. Çünkü Katar artık gerekli dersleri çıkartmış bir ülke olarak kendi ayakları üzerinden durmayı öğrenmişti.

Krizdeki Diğer Oyuncular ve Çözüme Doğru Atılan Adımlar

Boykot ülkeleri Katar’ı ambargo altına alırken nispeten iki tarafa da yakın duran bir politika yürüten Umman ve Kuveyt’in duruşları da not edilmesi gereken bir konudur. İki ülke, Katar’a uygulanan boykotun yarın kendi başlarına da gelebileceğini bildikleri için taraf olmamayı tercih ettiler. Bu sayede Katar’ın ambargo sırasınca can damarı olan hava ve deniz yolu bağlantılarını sağladılar. Boykot ülkeleri için diplomasi kanalı ve arabulucu haline geldiler. İki ülkenin bu dik duruşu Katarlılar içinde büyük bir saygı gördü.

Zaman ilerledikçe ve boykot ülkelerinin işlerin kendileri açısından terse döndüğünü fark etmeleriyle, ufak ufak görüş alışverişleri başladı. Bu krizin uzamasının kimseye bir fayda getirmediği dillendirildi. Özellikle Suudi Arabistan’ın krizi bitirmek istediği yüksek sesle söylenir oldu. Amerika’nın ve Kuveyt’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan’ın da niyetini ortaya koymasıyla görüşmeler hız kazandı. BAE ve Bahreyn’in Katar ile yaşadıkları fikir ayrılıkları halen çözülmemiş olsa da, görüşmeleri bozan ülke olmaktan çekinerek uzlaşmaya onay verdikleri görüldü. Joe Biden’ın Trump dönemindeki hataları düzeltmeye yönelik adımlar atacağının da düşünülmesiyle, krizin sona ermesi için herkes gemiye binmiş oldu.

Al Ula
Katar Emiri ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin üç yıllık küslüğün ardından bu şekilde görüntü vermesi, buzların eridiğinin bir işareti olarak algılandı.

5 Ocak 2021 günü Katar Emiri’nin Suudi Arabistan’ın Al-Ula şehrine inen Katar Havayolları uçağından (Son üç buçuk yılda Suudi hava sahasına giren ilk Katar uçağı olma özelliği taşıyordu) inerek Veliaht Prens ile samimi bir şekilde sarılması, üç buçuk yıl süren krizin tatlıya bağlandığını gösteren net bir fotoğraftı.

Bu krizi aşana körfez ülkelerinin bundan sonra birbirlerine daha yakın olmalarını ve ortak hareket etmelerini bekliyoruz.

Körfezin Geleceği

Tablo, Katar ve Suudi Arabistan arasında olumlu bir havanın estiği yönünde. Bu noktada ben iki ülkenin birçok alanda ikili ilişkilerini geliştireceklerini tahmin ediyorum. Bununla birlikte, her ne kadar kâğıt üzerinde sorunlar çözülmüş görünse de, Katar ile boykot ülkelerinin temelde farklı düşündükleri birçok konu var. Bakalım bunların çözümü nasıl gerçekleşecek?

Şu aşamada Körfez’deki krizin son bulmasının herkes açısından faydalı olduğunu söyleyebiliriz. Kriz döneminde Katar ile ilişkilerini geliştiren başta İran ve Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin nasıl bir tutum takınacakları da merak konusu. İki ülke de krizin çözülmesinden memnun olduklarını belirten açıklamalar yaptılar. Gerçekten böyle mi düşünüyorlar acaba?

Katar’da krizin bitmesi biraz şüphe, biraz merak, biraz da sevinçle karşılandı. İnsanlar artık körfez ülkeleri arasında rahatça seyahat edebilecekler. Pandemi devam ederken bu nasıl olacak, orası apayrı bir soru işareti elbette.

Fakat net olan bir durum varsa o da Amerika’nın Trump döneminde bozulan imajını düzeltmeye çalışmak için her yolu deneyeceği. Biden Beyaz Saray’a yerleşmeden önce Katar krizinin çözülmüş olması, krizde aktör olan tüm ülkelerin Biden’a verdiği net bir mesaj olarak yorumlanabilir.

Üç buçuk yıl süren Katar krizinde yaşananları bu şekilde değerlendirebiliriz. Ben krizin çözülmesinin olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyorum. Bölge ülkelerinin birbirlerine destek olmalarının ve farklılıklarına saygı duymalarının ileride karışılacakları sınavlar için önemli bir dayanak olacağını öngörüyorum.

Bu kriz bize gösterdi ki, farklılıklarımızı deşmek yerine ortak değerlerimize sarılmalı ve onları temel alan birliktelikler kurmalıyız. Ortak değerlerimize ve birbirimize ne kadar sarılırsak, farklılıklarımızı o kadar lehimize kullanabiliriz. Sanırım Körfez ülkeleri bunu gördü ve kardeşler arasındaki bu kriz böylece aşılmış oldu.


Katar hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler Katar ve Doha’ya dair kapsamlı bir değerlendirme yaptığımı yazımı okuyabilir, Körfez bölgesinde iş imkanlarını ve çalışma fırsatlarını sıraladığım yazım ile bölgeye bir de bu açıdan bakabilirsiniz.

3 YORUMLAR

  1. Güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş fakat yazıda önemli bir eksik var; neden bu ülkeler Katar’a blokaj uyguladılar ? Yani Kuveyt veya Umman’a yapmadıkları bir şeyi neden Katar’a yaptılar ? Katar ve bu dört ülke arasındaki temel fikir ayrılıkları, dillendirilmeyen gizli sebepler neler ? Bir de bu blokaj olayında biz her ne kadar Katar’ı haklı görüyor olsak da Türkiye’den, Katar’ın gerçekten de yanlışları var mı ? Mesela iddia edildiği gibi diğer Körvez ülkelerinin iç işlerine karışıyor mu ?

    Teşekkürler.

    • Katar’a uygulanan blokajın nedenlerini yazıda şu şekilde belirtmiştim:

      “…Katar’a iç işlerine karışmak, İran’a fazla yakın olmak, Müslüman Kardeşleri korumak, Doha merkezli medya kuruluşu Al Jazeera üzerinden aleyhlerinde olumsuz haberler girmek ve terörist grupları desteklemek gibi gerekçelerle boykot uyguladıklarını açıkladılar.”

      Yazı zaten uzun olduğu için daha bu konunun fazla detayına girmemeyi uygun görmüştüm. Madem sordunuz sorularınıza yanıt verirken kendi düşüncelerimi şöyle aktarmış olayım:

      Blokaj uygulayan dört ülkenin gözünde Kuveyt ve Umman’ın bu konularda şikayet edilecek bir tutumu olmadığını anlıyoruz. Örneğin onların da İran ile teması var ama bu blokaj ülkelerinin rahatsızlık duymasına neden olmuyor gibi görünüyor.

      Katar ve blokaj ülkelerinin her biri arasında farklı meseleler mevcut. Örneğin Bahreyn ile sürekli hortlayan ada krizi… BAE ile Doğu Afrika’da yaşanan rekabet…. Mısır ile Mursi döneminden kalan husumet… Bir de genel konular var. Mısır, BAE ve Suudi’nin Müslüman Kardeşler’i bölgede kesinlikle istemediğini biliyoruz. Bu direkt bir sıkıntı sebebi. Al Jazeera’nın editoryal yaklaşımı da uzun süredir bir rahatsızlık sebebi blokaj ülkeleri için. İsrail ile yaşanan yakınlaşmalarda Katar’ın tavrı da biraz zıt dikkat ettiyseniz.

      Atlanmaması gereken bir diğer nokta da Katar ve körfez ülkelerinin 2014 yılında da benzer nedenlerle diplomatik bir kriz yaşadığıdır. Aslında bunun da geçmişi 1995 yılına şu anki Baba Emir’in Emir olduğu ve ülkeyi liberal bir dönüşümden geçirmeye başladığı döneme dayanır. Yani 2017 krizi bir anda patlak vermiş bir durum değildir. Bu eksendeki önemli gelişmeleri şurada okuyabilirsiniz:

      https://en.wikipedia.org/wiki/Qatar%E2%80%93Saudi_Arabia_diplomatic_conflict

      Son olarak iç işleri ve dış işleri günümüzde o kadar iç içe geçmiş durumda ki, başka bir ülkenin aldığı bir karar sizin iç işlerinizde (muhalefetin sesini yükseltmesi gibi) beklenmedik reaksiyonlara neden olabiliyor. Katar’ın uygulamaları (örneğin Müslüman Kardeşler’e karşı olan tutumu) diğer ülkeler tarafından bu bağlamda değerlendirilmiş gibi görünüyor. Blokaj ülkelerinin kendince haklı olduğu noktalar elbette olabilir. Fakat bunların böyle bir ambargo seviyesine getirilmeden diplomatik temaslarla çözülmesi gerekirdi. Sonuçta konu da oraya geldi zaten. Olan 3.5 yıldır bu durumdan sıkıntı çekenlere oldu…

      Umarım sorularınıza yanıt verebilmişimdir.

      • Vakit ayırıp cevap verdiğiniz için teşekkürler. Bir de Wikipedia linkinden şu kısım ilgimi çekti. : On 13 July 2017, Bob Corker, a Republican senator and the chairman of the US Senate Committee on Foreign Relations, stated that the “[t]he amount of support for terrorism by Saudi Arabia dwarfs what Qatar is doing”

Bir Cevap Yazın