Ve Ateş Bizi Tüketiyor: Murat Gülsoy’dan Arayış Üzerine Bir Roman

0
355

Murat Gülsoy bende yeri ayrı olan bir yazar. Kurmaca mutfağının gizli tariflerini yazar olmak isteyenlerle paylaşmaktan zevk duyan bir öğretim üyesi aynı zamanda. Kurmacanın çok bilinmeyenli denklemlerini okuyucuya kurgu içerisinde çözdüren dahiyane bir yaklaşımı var. Kitaplarını okurken gazetelerin hafta sonu eklerinde verilen kare bulmacaları çözüyormuş gibi hissettiğiniz sayısız an oluyor. Bunun verdiği hazzı tecrübe etmesi bile keyifli.

Daha önce Murat Gülsoy’un Bu Filmin Kötü Adamı Benim romanına ilişkin düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Hatta bende yeri ayrı olan Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık kitabından aldığım notlardan üç ayrı blog yazısı çıkartmıştım. Üzerinden dört sene geçmiş olmasına rağmen zaman zaman döner o notlarıma bakarım. O kadar besleyici ve öğreticidir.

Özellikle bazı bölümler var ki, yazarın ortaya attığı soru işaretlerinin çengellerine tutunup yükselmek istiyor insan.

Murat Gülsoy üretken bir yazar. Yazarak düşünmeyi seven bir kişilik olması bu üretkenliğine yardımcı oluyordur diye düşünüyorum. Yazarak düşünürken aslında kendi kurgumuzu yazdığımızı şaşırarak fark ederiz. Murat Gülsoy bu şaşkınlığı üretkenliğe dönüştürecek disipline sahip bir edebiyatçı. Ben de yazarak düşünmeyi tercih eden birisiyimdir ama üretkenliğim ağustos böceğinden hallicedir örneğin.

Bunları neden anlattım peki size? Çünkü yazarın son romanı Ve Ateş Bizi Tüketiyor üzerine konuşmaya başlamadan önce genel olarak Murat Gülsoy edebiyatının benim için ne anlama geldiğini resmetmeye çalıştım. Bu pencereden bir değerlendirme yapacağımı bilmenizi istedim. Hazırsak Ve Ateş Bizi Tüketiyor üzerine konuşmaya başlayabiliriz.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor Can Yayınları Etiketine Sahip

Öncelikle, ben romanın Can Yayınları’ndan çıkan Mart 2019 tarihli birinci baskı bir kopyasını okuduğumu söylemeliyim. Cem Alpen’in editörlüğünde, düzeltisini Ebru Aydın’ın yaptığı, mizanpajında Bahar Kuru Yerek imzası olan baskı, gerçekten iyi bir çalışma. Sanırım bütün kitap boyunca yalnızca bir yazım hatası gördüm. Onun dışında tertemiz bir iş çıkmış. Emeği geçen herkesin eline sağlık.

Aslında Murat Gülsoy edebiyatını takip eden okuyucular Ve Ateş Bizi Tüketiyor’da tanıdık bir hava hissedeceklerdir. Yazarın hemen her eserinde olduğu gibi yine akıcı ve samimi tanımlamalar usta işi betimlemelerle birleşmiş. Bir kez daha kendinizi romanın dünyasına kaptırmakta hiç sıkıntı çekmiyorsunuz. Özellikle romanın giriş bölümü çok iyi yazılmış. Kullanılan anlatım tekniği okuyucunun anlatıcı baş karakter ile duygusal ve ruhsal bir bağ kurma amacına hizmet eden bir yapıda tasarlanmış. O yeni bir şey keşfettikçe sanki biz de aynı şeyi deneyimliyormuşuz gibi hissediyoruz. Murat Gülsoy’un daha önceki eserlerinde de görmeye alıştığımız okuyucu ve karakterler arasındaki bu kuvvetli bağ, Ve Ateş Bizi Tüketiyor’da daha da büyük bir öneme sahip. İşin ilginç yanı, Murat Gülsoy’un hemen hemen her eserinde deneysel bir çalışma yapmaktan çekinmiyor oluşu. Okuyucuyu eserin dünyasına çekmek için kullandığı anlatım teknikleri hemen hemen tüm eserlerinde birbirinden farklılık gösteriyor. Yani bir romanın Murat Gülsoy romanı olduğunu kısa bir okumada anlayabiliyorsunuz ama daha önceki romanlardan ayrılan yönleri olduğunu da bir çırpıda yakalayabiliyorsunuz. Sanırım bu başarının altında verdiği kurmaca eğitim dersleri ve işin teknik kısmına da son derece hâkim oluşu yatıyordur. Bilirsiniz, müzisyenlerde de vardır bu durum. Bir şarkının kime ait olduğunu birkaç notada anlayabilirsiniz. Ama bir şekilde şarkıcının daha önceki şarkılarından ayrılan bir yönü de vardır bu yeni şarkının. İşte Murat Gülsoy’un eserleri de bunu barındırıyor.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor gerçeküstü bir roman olduğu kadar, çıplak ayak toprağa değen de bir kitap. Tam olarak nerede olduğunuzu anlamak için çevirdiğiniz her sayfada bambaşka bir konumda bambaşka karakterlerle, geçmişin geleceğin ve bugünün kesişim noktasında buluyorsunuz kendinizi. Bu bilinmezlik kitaba daha çok bağlanmanızı ve sürükleyici bir romanda seyahat ettiğinizi fark etmenizi sağlıyor. Karakterin yolculuğunu, yaşadığı olayların sebep sonuç ve zaman ilişkilerini çözmeye başladıkça aldığınız haz katlanarak artıyor. Özellikle bazı bölümler var ki, yazarın ortaya attığı soru işaretlerinin çengellerine tutunup yükselmek istiyor insan.

Murat Gülsoy her eserinde farklı bir anlatım tekniği kullanarak bizi şaşırtmayı başarıyor.

Her Sayfada Farklı Duyguya Dokunan Bir Roman

Gizem, arayış, konumlandırma, ölüm, yaşam, yüzleşme, pişmanlık, ümit, veda, tanışma, aşk, ayrılık ve daha sayamadığım sayısız hissin sıralandığı, freni patlamış bir tren gibi ilerliyor Ve Ateş Bizi Tüketiyor.

Özellikle sona doğru iyice bulanıklaşan ve rüyaya doğru kayan kurgu, karakterin kafa karışıklığına sizi de ortak etmeye çabalıyor. Fakat eklemem gerekir ki; kitabın sonlarına doğru bazı okurlar kurgunun teklemeye başladığını düşünebilirler. Kitabın başlarında bir şekilde anlamlandırabildiğiniz olayların sayfaları çevirdikçe iyice soyutlaşması ve kafa karıştırıcı bir hal alması, finale doğru ilerleyen bir eserde anlaşılabilecek bir tutum. Fakat sanki bu geçişin üzerinde biraz daha uzun durulsa ve bu kısım biraz daha net çizilebilse bu eleştirilerin önü kesilebilirmiş.

Bir noktadan sonra kitabın ana dayanağı olan gizemin sislerin arasından yavaş yavaş çıkmasıyla ve tüm yaşananların iyice anlam kazanmasıyla bir rahatlama sarıyor okuyucuyu.

Özellikle sonlara doğru Tanrı ekseninde geçen diyaloglar ve tespitler ve sonrasında karşımıza çıkan gemi metaforu gerçekten harikulade yazılmış.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor Murat Gülsoy’un ne kadar çok yönlü bir yazar olduğunu bir kez daha ortaya koymasının yanı sıra, formülü yazılabilir yapısı ile bir ders kitabı izlenimi de uyandırıyor. Çağdaş Türk edebiyatında bunu yapabilecek çok az yazar var. Onlardan birisi de Murat Gülsoy. Ve Ateş Bizi Tüketiyor’u mutlaka okumanızı ve kaybolan üst komşumuzu arayış sürecine dahil olmanızı öneriyorum.

Kitapyurdu

idefix

Kitaptan Aldığım Notlar ve Altını Çizdiğim Yerler

1- Dışarıdan bakıldığında donuk bir adamım, oysa kafamın içinde düşünceler, hayaller alev alev… Ne yararı var? Bir mağaranın içinde yanan ateş ne kadar yumuşatabilir ki taşı?

2- Bazen neşelendiğimizde, dostlar arasında, beklenmedik bir mutluluk anında zamanın durduğu hissine kapılacaktık. Öyle zamanlarda ölüm korkak bir orman hayvanı gibi geleceğin karanlığına çekilecek, bizi rahat bırakacaktı.

3- Karısıyla kavga etmişler. Evden kovulmuş koskoca komutan. Gülüyoruz. Ne olur ne olmaz diye ben daha az gülüyorum.

4- İnsan bazen bir hikâyenin içinde sıkışıp kalıyor.

5- Bilmiyorum ama adamın yüzünde öyle huzurlu bir ifade vardı ki… Tüm kötü şeyleri geride bırakmış birinin mutluluğu… Bir de şaşkınlık, evet, bundan eminim. Şaşkındı. Tekrar mutlu olabileceğini fark eden bir insanın şaşkınlığı.

6- Geleceğimiz hakkında en ufak bir fikrimiz yok. Ama yine de fotoğraf çektirirken kendimizi geleceğe ışınladığımızı biliriz.

7- Fotoğraf yaşanan anları hızla geçmişe dönüştürür.

8- Çok çarpıcı bir bilgi vermiş zeki insan pozu yaparak yüzüme bakıyordu.

9- ”Yalnızlık kötü, insanlar iyi. Bu kadar mı?”

“Evet. Basit ama uygulaması zor.”

10- Yaşlı kadın kapımı çalana kadar kıpırtısız bir göl kadar sakindim.

11- ….kocaman pencere camının ardından cadde, büyük bir tiyatro sahnesi gibi görünüyordu.

12- Aralık duran kapıdan dışarıya doğru bir kılıç gibi uzanan sarı ışık demeti arada sırada kesintiye uğruyordu, biri odanın içinde dolanıyor olmalıydı.

13- Sanki anlattıkları hikâyeyi iyi anlayan biri çıkarsa sorunlarına çözüm bulunacakmış gibi… Her seferinde yeni bir heyecanla durmadan anlatırlar. Oysa çözüm yoktur. Ölüm kaçınılmazdır.

14- ”…Zihin dağılmaya başladı mı toparlanması çok zordur. Kırılan bir vazoyu tamir etmeye çalışmak gibi… İmkânsız. Asla eski haline getiremezsiniz. Belleğin kapıları ardına kadar açılır. İçeride zamanın rüzgarı hoyratça esmeye başlar.”

15- ”Hatırlamak dediğimiz şey kontrollü bir unutmadır.”

16- ”Belleğin bütünlüğü bozulunca gerçeklikle bağımız da kopar. İşte o zaman geçmişin sonsuz katmanlarında yaşamaya başlarız.”

17- ”Sağlıklı hatırlama dediğimiz şey bir yeniden canlandırmadır.”

18- ”Böyle söylemek hoşuma gidiyor biliyor musunuz? Dünyamızı terk etti. Sanki uzay gemisine bindi ve gitti.”

19- ”Zihnimiz her şeyi hayal edebilen en müthiş şeydir evrendeki. Her şeyi… Bir tek şey hariç. Nedir o biliyor musunuz? Bilinç kendi yokluğunu hayal edemez.”

20- ”Eks oldu derdik hastanedeyken. Aslında öldü manasında bir sözcük, expire, onun kısaltması. Süresi doldu gibi. Ama bana hep matematikteki iks gibi gelir, yani bilinmez oldu. Artık bilinemez. İks. Sizin hastanız gibi.”

21- ”Daha çok karıkocadır bunlar. Evet, evet… karıkoca. O kadar uzun zamandır birliktedirler ki artık tek kişi gibi olurlar. Anılarının çoğu ortaktır. Bunları beraberce birilerine öyle çok anlatmışlardır ki… Artık o anılar kişisel olmaktan çıkıp o iki kişilik dünyanın resmi tarihi haline gelmiştir.”

22- Renkli yüksek bulutların arasında parlayan yıldızlar insanın parmaklarına batacak denli sivrilmiş, iniş için alçalan uçaklar akvaryumda yüzen renkli balıklar gibi net görünür hale gelmişti.

23- ”Tamam aşk da güzel ama illaki bir yerinde gözyaşı var. Acısız aşk olmaz.”

24- Arapça olduğunu tahmin ettim ya da Portekizce… Aslında söylendiği dilin bir önemi yoktu. O bütün ülkelerde konuşulan ortak dilde söylüyordu. Hüznün dilinde.

25- Sıra geldikçe şaraptan ben de birkaç yudum alıyordum. O kadar asitliydi ki dilime onlarca iğne batmış gibi oluyordu. Yine de tadında hoş bir taraf vardı, birlikte içilen bir içkinin hoşluğu.

26- ”Biliyorsunuz dostlarım, cahiller sürüler halinde dolaşır, çabuk öfkelenirler. Çirkin, ahlaksız ve kibirlidirler. Konuşmaları homurdanmaya benzer, gülmeleri rezildir. Yalnızken kaypak, sürünün içindeyken gaddardırlar. Korktuğunuzu anlarlarsa saldırabilirler. Uzağı göremezler ancak burunları iyi koku alır, dikkatli olun. Ne olursa olsun, onlardan uzak durun, kendilerini acındırabilirler, vicdanınızı sızlatacak pozları iyi bilirler, zayıf yönünüzü hayvani bir içgüdüyle keşfedip sizi ele geçrebilirler.”

27- ”Galiba ben buradan değil de bu zamandan gitmek istiyorum.”

28- İnsanın kendi yüzünü hayal etmesinde rahatsız edici bir şey vardı.

29- Yaşlı kadın çın çın öten bir kahkaha attı.

30- ”Yılın on ayı herkesin sürekli uyuduğunu düşünün. İnsanların rüyalarda yaşadığı bir kasaba.”

31- Ama genç kız heyecanla konuşuyordu, araya girmek istemedim, yanakları kızarmıştı, hikayesini anlatırken her şeyi baştan yaşıyor gibiydi. Belki de o yüzden anlatıp duruyoruz hikayelerimizi, tekrar tekrar yaşamak için.

32- Şehir insanın her gün ölüp yeniden doğabildiği bir yerdir. Kasaba ise insanın aynı kişi olarak yavaş yavaş yaşlandığı ama bir türlü ölemediği yer.

33- Kaç kişinin yaşamı değişir biz öldük diye? Çok az… Çok çok az. Belki de hiç. İşte o noktada insan kendini yüksek bir yerden boşluğa bırakabilir. Ne korkunç! Tüm pencereler doğrudan ölüme açılıyor.

34- Bir zamanlar genç olduğunu unutamamak yaşlılığın en acı yanı.

35- Oysa çok iyi biliyordum ki yaşlı kadın daha önce defalarca anlatmış olduğu sahneyi bir kez de bana anlatıyordu, tüm cümleler daha önce denenmiş, en mükemmel şekline getirilmişti, çünkü bu hayatının en trajik anıydı.

36- Talih insanın karşısına güzel insanların çıkmasıdır, başka bir şey değil.

37- ”Bizimkisi ilk görüşte aşk değil, ilk duyuşta aşk.”

38- ”Hatırladıklarımın ne kadarını gerçekten yaşadım, ne kadarını uydurdum bilmiyorum. İnsan çok acı çektiğinde çok hayal kuruyor… O kadar çok acı çektim ki her şeyi istediğim gibi hatırlama hakkım var artık.”

39- İnsan kendi kurduğu hayalin içinde kaybolabilir mi?

40- Kadının iki farklı zamandaki varoluşu karşımızdaki sahnede bir araya gelmişti: içinde artık kimsenin kalmamış olduğu bedeni ve kayıtlarda yaşayan sesi.

41- ”Gerçi antik zamanlarda da körlere saygı vardı, onların da hakkını teslim etmek gerekir. Kahinler falan hep kör olurdu. Neden? Öteki alemleri gören gönül gözünün açılması için bu dünyayı gören gözlerin kapanması gerekir de ondan.”

42- ”Siz havayı göremediğiniz için boşluk sanıyorsunuz. Oysa hava tıpkı deniz gibi hareket eden, bizi birbirimize bitiştiren canlı bir şey. Alnıma değen havanın serinliği, yoğunluğu, nemi o kadar çok şey anlatıyor ki…”

43- ”Ne acayip değil mi? İnsanları çıplak görmek için gözlerinizi kapamanız yeterli.”

44- ”Öncesiz ve sonrasız bir varoluşun içinde sınırlı bir tanrı kurgulayamazsınız.”

45- Bazen böyle olur, insanlara bir şey söylersiniz onlar zihinlerinin içinde meşgul oldukları başka bir şeyi anlatırlar.

46- Bir adım atsam ya tamamen cevabı bulacak, bilge biri olacaktım ya da yanlışlıkla deliliğin sonsuz kuyusuna düşecektim.

47- İnsan var olduğunu ölüme yaklaşınca daha iyi anlıyor.

48- …acemi çevirmenler tarafından iyice anlaşılmaz hale getirilmiş felsefe kitapları…

49- ”Size de olmaz mı? Bazen bir konu kafama takıldığında nereye baksam o konuyla ilgili bir şeyler görmeye başlarım.”

50- Son cümleyi söylerken sesi soldu, ölülerin bir yerlerden bizi izlemediğini çok iyi bilen ama öyle olsun isteyen bir insanın çaresizliğiydi bu.

51- ”Burası benim hapishanem oldu. Onun yazmış olduğu bir hikayenin içinde sıkışıp kaldım.”

52- Meyvenin mayhoş tadı ile alkolün baştan çıkarıcılığı dilimle damağım arasında yer değiştiriyordu.

53- ”Bugünlerde en zor şey insanların dikkatini çekmek. Sizce de öyle değil mi? Neden? Her şey ilginç çünkü.”

54- ”Yerin altı yerin üstünden her zaman kalabalık olmuştur.”

55- ”Önceleri insan kendisinin hapsolduğunu sanıyor. Sonra gitgide anlıyorsun, kapatılan sen değilsin, senin bakışın.”

56- ”Çalacaksan çok büyük çalacaksın. Suç çok büyük olunca seni içine koyabilecekleri bir hapishane bulamıyorlar sanki.”

57- ”…haklı olmanın bir işe yaramadığını bir türlü kabullenemiyor insan.”

58- Düşünce önce geliyordu, ardından o düşüncenin somut halini yaşıyordum.

59- ”Anlıyorum, her şeyi anlıyorum ama bir milim bile değiştiremiyorum hayatımı.”

60- İnsan kim olursa olsun, gecenin bu saatinde sokakta yürürken kimliksiz bir gölgeye dönüşüyordu.

61- Kabul edilmek ne kadar zavallıca da olsa iyi bir duygu.

62- ”Örneğin benim hayalimdeki tanrı uyuyan bir çocuktur. Bizler, tüm dünya onun rüyasından başka bir şey değiliz. Nasıl ama?”

63- İnsan tanrı karşısında her zaman haklıdır zaten.

64- Bir zamanlar yaşanmış bir hayatın yasını tutmak için toplanmıştık. Bir eskici dükkanındaki eşyalar gibi…

65- Peki bu anın öncesinde ne olmuştu? Kapkara bir boşluk. Belki de bembeyaz bir boşluk. Hiçliği hayal etmek ne kadar zor.

66- Nesnenin zamanı ile insanın zamanı farklı hızda akıyor.


Ve Ateş Bizi Tüketiyor’dan aldığım notların ardından Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un Kar romanına dair düşüncelerimi okumaya ne dersiniz?

Bir Cevap Yazın