Assassin's Creed 3
Assassin’s Creed 3 – Ver elini Amerika…

Assassin’s Creed 3 2012 yılında Ubisoft tarafından PS3, Xbox 360 ve PC sistemleri için piyasaya sürülen ve büyük beğeni toplayan Ezio üçlemesi sonrası Assassin’s Creed serisini Amerika kıtasına taşıyan oyundur. Bu uzun ve bilgi dolu tanıtım cümlesinin ardından Assassin’s Creed 3’ün detaylarına girmeye başlayabiliriz.

Gelin elimizdeki bilgi kartlarını teker teker masaya koyalım. Ezio üçlemesinin (Assassin’s Creed II, Brotherhood and Revelations) Assassin’s Creed evreninin zirve noktası olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikirizdir. Assassin’s Creed 3’e gelene kadar ziyaret ettiğimiz şehirlere ve şahit olduğumuz olaylara baktığımızda destansı bir hikâyenin parçası olduğumuzu söyleyebiliriz. Dünya tarihinin önemli olaylarında rol almanın verdiği keyif, oyunun arka planında bizi cezbeden gizli neden aslında. Roma, Floransa, İstanbul ve Kudüs gibi tarih kokan şehirlerdeki binaların çatılarında dolaşmak, tarihi yapıların duvarlarına tırmanmak, kuş bakışı göz gezdirmek tarifsiz bir keyif gerçekten.

Assassin’s Creed 3 ile Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun estetik ve kültür kokan coğrafyasından çıkıp, el değmemiş toprakların hakimiyeti üzerine dönen oyunlara tanık olduğumuz bir Amerika seferindeyiz. Amerikan devriminin kurgusal bir gerçeklikle bizlere sunulduğu bir dönemde, artık kendi cumhurbaşkanlarımızdan daha iyi tanıdığımız George Washington’lar, Thomas Jefferson’lar var etrafımızda. Peki bu atmosferde bizi kucaklayan Assassin’s Creed 3’te biz kimiz?

Assassin's Creed 3
Assassin’s Creed 3 – Nerede İstanbul manzarası nerede bu…

Yetiş ya Ezio

Ubisoft’un Ezio gibi yeri doldurulması mümkün olmayan bir karakterden sonra oyuncular ile bağ kurabilecek yeni bir kahraman yaratmakta zorlanacağını tahmin ediyorduk. Ubisoft bu büyük problemi minimum zararla atlatma adına, Conner isimli yarı Kızılderili, yarı İngiliz bir karakteri oyuncuların kontrolüne vermiş. Bu karar alınırken karakter ile bizi yakınlaştırmak için izlenen akıllıca bir fikir de hayata geçirilmiş: Kahramanın çocukluğuna, gençliğine inmek ve duygusal ve sezgisel bağı kuvvetlendirmek.

Conner’ın çocukken yaşadığı acı olaylar, gençliğinde yaşadığı kimlik karmaşaları ve kendini ispat etme çabaları sonrasında intikam ateşi ile dolmuş bir karaktere büründüğüne tanık oluyoruz.

Biz bir taraftan ara videolar ile onun öyküsünü izlerken, beri yandan karakterleri kontrol ederek Assassin’s Creed 3’ün oyun mekaniklerini, geniş dünyasını ve Amerikan bozkırlarının atmosferini soluma fırsatı buluyoruz.

Oyunun ilerleyen bölümlerinde Boston, New York gibi şehirleri geziyor, Amerikan Devrimi’ne farklı bir açıdan tanık oluyor, geniş ormanlıkları ve aralara serpiştirilmiş kasabaları geziyoruz.

Connor’ın Ezio gibi kendini beğenmiş, ukala ama bir o kadar da yönetmesi keyifli bir karakterden sonra, daha yumuşak bir havası olduğunu söyleyebilirim. Tavırları toy olsa da, cesareti ve kararlılığı ile ayakları yere basan bir karakter. Yine de birçok oyuncunun Ezio’dan aldığı tadı bulamadığından yakındığını biliyoruz. Haklılar. Fakat Ubisoft da haklı. Koca seriyi Ezio ile devam ettiremezlerdi. Mutlaka bir yöne evrilmesi gerekiyordu.

Desmond çık aradan

Gelelim kimilerinin oynamaktan hoşlandığı, kiminin nefret ettiği Assassin’s Creed’in günümüz dünyasında geçen sahnelerine, yani nam-ı diğer Desmond’a. Assassin’s Creed evreninin bu kadar popüler olmasının altında Desmond bölümlerinin varlığı önemli yer tutar. Geçmiş ile bugünü bağdaştırır ve geleceğe ışık tutar onun olduğu sahneler. Keyiflidir, ilgi çekicidir fakat kötü tasarlanmıştır.

Oynanabilirlik ve hikâye anlatım teknikleri açısından artık çağ dışı kalmış Desmond bölümleri Assassin’s Creed 3’te de maalesef yer alıyor. İlgi çekici hikâyenin nasıl gelişip kapanışa ereceği dahi benim Desmond’lı bölümlerden keyif almamı sağlayamadı. O kadar vasat yani…

Assassin's Creed 3
Assassin’s Creed 3 – Kıta değiştirdik ama insanlık burada da bir gram ilerlememiş…

Deniz savaşları ve mekanikler

Assassin’s Creed 3’te en çok zevk aldığım bölümler deniz savaşlarıydı. Oynaması oldukça keyifli, kontrolleri basit ve amacına hizmet eden tasarıma sahip sahnelerdi. Oyunculardaki beğeniyi görüp o mekaniğe sarılması ile bilinen (bknz. Farcry Serisi) Ubisof’un bu mekaniği de suistimal edeceği hemen anlaşılıyordu. Nitekim Assassin’s Creed 4 Black Flag’i henüz oynamadım ama deniz savaşlarının bolca karşımıza çıkacağını biliyorum. Buna rağmen (bile bile lades) de oynayıp bitirmeyi dört gözle bekliyorum.

Connor’ın mekaniklerine geri dönersek, atalarından aldığı yakın dövüş yeteneğine, ok kullanımı da eklenince dövüşmesi ve hayvan avlaması keyifli bir karaktere bürünmüş Connor. Özellikle yakın dövüşlerdeki animasyonların göz doldurduğunu söyleyebilirim. Açık dünya mekaniğinin bir gereği olan yan görevler arasında hayvan avlamak ve sağdan soldan topladığınız birçok malzemenin ticaretini yapmak da var. Açıkçası ana hikâye beni kendine bağlamayı başardığı için (ya da yan görevler hiç ilgimi çekmediği için) yan görevlere pek pas vermedim. Tamam kabul, yan görevler sıkıcıydı ve oyunun ana problemi olan monotonluk ve bomboşluk hissi beni yan görevlere yönelmekten alıkoyuyordu.

Assassin's Creed 3
Assassin’s Creed 3 – Önce hanginizden başlasam?

En yetersiz mekan tasarımlarına sahip Assassin’s Creed

Assassin’s Creed 3, beni harita açmaya, yan görev yapmaya ve oyunu iyice kurcalamaya hiç heveslendiremedi. Bu isteksizlikle bir Assasin’s Creed oyununda ilk defa karşılaştım. Oyun bana o kadar boş geldi ki, anlatamam size. Ana hikâyenin akışı, anlatımı gayet güzel. Lakin, mekanlar o kadar boş ve tek düzeki, ana görev beni haritanın bir ucundan öbür ucuna gitmek zorunda bırakmasa, ben hiç uğramazdım o bölgelere. Özellikle İstanbul, Roma, Floransa gibi şehirlerden sonra Amerikan bozkırları, doğal yaşamı, kasabaları çok cılız kalmış.

Ben bir önceki oyunda Galata Kulesİ’nden, Ayasofya’dan kuş bakışı bakmışım, Assassin’s Creed 3 gelmİş ağaç tepesİne çıkmamı söylüyor. Nasıl tatmİn olabİlİrİm kİ bundan?

Kıssadan hisse…

Assassin’s Creed 3 Ubisoft’un farklı denizlere yelken açmasına vesile olan ama benim beklediğimi alamadığım bir oyun olmuş. Açık dünya oyunlarındaki en önemli nokta haritanın yapacak tonla aktiviteyle, ilgi çekici görevlerle dolu olmasıdır. Assassin’s Creed 3’te bunu bulamadım. Ezio sonrası Connor ana karakter olarak beni tatmin etmedi. Amerikan İç Savaşı merak ettiğim bir dönem olmasına rağmen, ana hikâye dışında yan görevler beni bu atmosfere sokmakta başarılı olamadı.

Animasyonlar, yeni silahlar ve deniz savaşları keyifliydi. Serinin zirve noktasından aşağı doğru inişin geçtiğimizin işaretlerini almak beni üzdü. Bakalım Assassin’s Creed 3 sonrası Black Flag nasıl bir izlenim bırakacak bende.

Ufuk’un Notu: 6.5/10

Bir Cevap Yazın