Tarih kitaplarında okuduğumuz başarılar ve kahramanlıklar onları gerçekleştiren kişilerin konfor alanlarını terk etmeleri sonucunda meydana gelmiştir. Hiçbir değişim, gelişim ve dönüşüm biz konfor alanlarımızın yeşil çimlerinde uzanıp bulutlara bakarak hayallere dalmışken gerçekleşmemiştir.

Hedeflerimize ulaşabilmek için çok çalışmamız, önümüze çıkan zorlukları aşmamız ve içinde kapalı kaldığımız kutunun dışına çıkmamız gerektiğini biliriz. Bunları gayet iyi bilmemize rağmen, kutunun dışına çıkmak, bu uğurda çabalamak ve gerekli adımları atmakta zorlanırız. Tanımlayamadığımız bir güç bizi bulunduğumuz yere çiviler sanki. O sihirli ilk adımı atmakta bin bir zorluk yaşarız.

Benzer bir şekilde, geri dönülemez sonuçları olacak bir karar almak zorunda kaldığımızda korkularımız, çekincelerimiz ve tereddütlerimiz sarar dört bir yanımızı. Düşüncelerimizi bir sis bulutu kaplar. Ya yanlış karar verirsek? Ya başarısız olursak? Ya yüzümüz kızarırsa? Ya eleştirilirsek? Ya kaybedersek? Ya sevilmezsek? Ya reddedilirsek? Ya…

Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir macera ve yeni bir bilinmez vadeder. Her günü dolu dolu yaşamak, hayattan aldığımız keyfi arttıracağı gibi, sorunların güzümüzde büyümesinin önüne geçecektir.

Hayat Bilinmez Geleceğe Doğru Yapılan Bir Umut Yolculuğudur

Bir an için yaşadığımız hayatı, çıktığımız bir yolculukmuş gibi kabul edelim ve kendimize şu soruyu soralım:

Başlangıç (doğum) ve bitiş (ölüm) arasındaki bu yolculukta neleri kontrol edebilir, yolculuktan aldığımız keyfi nasıl arttırabilir ve yaptığımız seçimlerimizle hayatımıza nasıl yeni bir anlam kazandırabiliriz?

Bu sorunun yanıtını düşünürken başka bir soruyla devam edelim:

Hayat yolculuğumuzun rotasının ne olacağı, yol boyunca kimlerle arkadaşlık kuracağımız, nerelerde kısa dinlenme molaları vereceğimiz gibi konularda neye göre karar veriyoruz dersiniz? Her şey tamamen spontane ve bizim kontrolümüz dışında mı gelişiyor? Yoksa sürücü koltuğunda bilinçaltımızdaki kontrol merkezini mesken tutmuş korkularımız, endişelerimiz, önyargılarımız ve tereddütlerimiz mi var? Bu bizim hayatımız mı, yoksa baskılayamadığımız duygularımızın bizi nerelere sürüklediğini en ön koltuktan izlediğimiz bir film mi?

Arka arkaya sıraladığımız sorması basit ama cevap vermesi zor sorulara şu yönden bakmaya çalışalım: Geleceğimize dair bazı önemli kararları alırken ister istemez konfor alanımızdan çıkma ve yeni tecrübelere yelken açma kararını da vermiş oluyoruz. Bu gibi önemli kararları olumsuz düşünceler kadar olumlu düşünceler eşliğinde de vermemiz gerekir. Bu sayede objektif bir tutum sergileyebilir ve alacağımız kararların iyi ya da kötü tüm sonuçlarını kabullenebiliriz.

Başka bir ülkeye yaşamaya gittiğinizde, daha önce tanık olmadığınız bir yaşam tarzı ve kültürün içine düşüyorsunuz. İlk başta her şey değişik ve anlaşılmaz geliyor. Bir süre sonra alışıyorsunuz ve kültürün ve toplumun bir parçası oluyorsunuz. Görsel Katar’dan. Üzerine düşündükçe daha da anlam kazanan ve derinleşen bir fotoğraf. Küreselleşen dünyada, belirli bir kültüre atfedilen simgelerin genel kullanımının absürtlüğünü gözler önüne seriyor. Hoş, değil mi?

Kendi Konfor Alanımdan Çıkma Maceram

Hepimizin olduğu gibi benim de hayatımda bazı kırılma noktaları oldu. Şimdi size onlardan birini anlatacağım. Kendi tecrübemi anlatmamdaki amacım, kendinizi benim yerime koyup empati yapmanızı sağlamak olacak.

2010 yılının sonunda Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgeleri (MENA) büyük bir çalkantıyla boğuşuyordu. Arap Baharı (Arab Spring) isimli toplumsal hareket birçok ülkeyi etkisi altına almıştı. Ben de tam bu olayın yavaş yavaş yayıldığı bir sırada Libya’daki bir iş teklifini kabul etmiş ve kendimi Libya’da bulmuştum.

Benim gittiğim dönemde Libya’da olaylar henüz başlamamıştı ama yola çıkmadan önce “Acaba Libya’ya da sıçrar mı?” diye soru işaretleri vardı kafamda. Nitekim ben oraya gittikten bir süre sonra olaylar Libya’ya da sıçradı ve akıl almaz bir hızla tüm ülkeyi etkisi altına aldı.

Olayların kontrolden çıktığını anlamamın akabinde, kısa sürede biriktirdiğim unutulmaz anılarla birlikte apar topar Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldım.

Libya maceramı daha tam anlamıyla sindiremeden, kendimi bir diğer Arap ülkesi olan Katar’a giden uçakta bulduğumda ise hayatımı baştan aşağı değiştirecek radikal kararları büyük bir özgüven ve kararlılıkla almakta olduğumu hayretle fark ettim. Çevremdeki birçok kişi sürpriz Libya maceram gibi Katar kararımın da aceleyle alınmış yanlış bir karar olduğunu savunuyordu. İyi ki onları dinlememişim. Bugünkü bilincimle geçmişe şöyle bir baktığımda, o kararları büyük bir cesaretle almış olduğum için kendimle gurur duyuyorum. Benim bugünkü kişiliğimin ve yaşantımın şekillenmesinde büyük öneme sahip o kararlar, konfor alanımı çevreleyen duvarları yıkmamı sağlayan devasa adımlarmış meğer.

Vahşi yaşamda ilk adımı atmakta tereddüt ederseniz ya aç kalırsınız, ya da bir başkasına av. İlk adımı atıp hedefe kilitlenmeli ve her türlü yöntemi kullanarak amacınıza ulaşmalısınız. İlk adımı atmak her şeyin başlangıcı ve o yola baş koyduğunuzun işaretidir.

İleriye Doğru Atılan İlk Adım

Buraya kadar yazdıklarımı okuyup empati yaparken bile kendi duvarlarınızın sınırlarını fark ettiniz, değil mi? Bu doğru yolda olduğunuzu gösteren güzel bir gelişme.

Bu ufak empati egzersiziyle birlikte konfor alanınızdan çıkmanın ilk adımınızı atmış bulunuyorsunuz, tebrikler! Düşüncelerinizle daha önce inmediğiniz derinliklere tüpsüz daldınız. Şimdi bir soluklanın, sonra da tüm dalış ekipmanlarınızı üstünüze geçirin. Çünkü birazdan tüplü dalışa geçiyoruz. Konfor alanının dışına attığımız ilk düşünsel adımı, fiziksel bir eyleme dönüştürmek üzere derinlere iniyoruz.

Ufak Bir Yüzüklerin Efendisi Referansı…

Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği filminde Frodo ve Sam Shire’dan çıkarken önlerine çıkan bir tarlanın sınırında bir konuşma yaparlar, hatırlıyor musunuz o sahneyi? Sam, hayatı boyunca bu tarlanın ilerisine hiç çıkmadığını söyler. Burası onun için konfor alanının sınırıdır bir anlamda. Atacağı bir sonraki adım onun için daha önce deneyimlemediği yeni bir tecrübe anlamını taşımaktadır. Frodo ve Sam’in yüzüğü Mordor’a kadar götüreceklerinden habersiz çıktıkları bu yolculukta bizlerin alabileceği sayısız dersten yalnızca bir tanesidir bu sahne.

Peki ya Sam o adımı atmayıp geri dönmeyi seçseydi ne olurdu diye hiç düşündünüz mü? Basit gibi görünür ama konfor alanının dışına doğru atılan ilk adım belki de en önemlisidir. Çünkü o ilk adım atılmazsa, hiçbir yolculuk gerçekleşmez ve o unutulmaz maceralar asla yaşanmaz…

2017 yılının Haziran ayında Türkiye’de bir tatil planı yapmıştık ama bayram nedeniyle fiyatların uçması sonrası, rotayı daha önce gitmediğimiz bir ülkeye çevirme kararı aldık ve yeni bir deneyime yelken açtık. Seyşeller’de bizi muhteşem bir hava, harika bir doğa ve sıcak insanlar karşıladı. İyi ki rutinimizi bozup, daha önce gitmediğimiz bir yere gitmişiz. Korona yüzünden tüm tatil planlarımız sekteye uğradığı bu günlerde şu manzara aklımda hiç çıkmıyor.

Hedeflerimize Giden Yol Konfor Alanının Dışındadır

Hepimizin kendine ait idealleri, hayalleri, arzuları ve umutları var. Onlara ulaşmak için tüm gücümüzle çabaladığımıza inanıyoruz. Kime sorsanız o hayallerine ulaşmak için elinden gelen her şeyi yaptığını söyler. “Daha ne yapabilirim ki?” diye de ekler hatta.

“Hayallerimdeki mesleğe ulaşabilmek için bir sene deliler gibi üniversite sınavına çalıştım. Ama sonuç bir hüsran oldu. Şimdi hedeflerime ulaşamamanın verdiği hayal kırıklığı ve buruklukla hayatımın geri kalanını yaşamak zorundayım. Allahım neydi benim günahım?”

Üsttekine benzer düşünce ağlarına saplanmış tanıdıklarınız vardır mutlaka. Gencecik insanların bu kadar çabuk pes etmelerini görüp üzülmemek mümkün değil gerçekten. Daha önünde dolu dolu yaşayacağı onlarca yıl olan ve büyük potansiyellere sahip genç beyinler bir sınav sonucuyla hayatlarının çıkmaz sokağa saptığını düşünebiliyorlar.

Ya da istemediği ve keyif almadığı bir işte çalışan ve bu konuda kendisiyle yüzleştiği her saniyede kapana kısılmış hisseden biri, hayata dair tüm umutlarını bir çırpıda çöp kutusuna atabiliyor ne yazık ki.

Bu hikayedeki kahraman, “bir arkadaş” ekolünden, bizzat biz olabiliriz pekala. Benzer olumsuz örnekleri arttırabiliriz hatta: Dengesiz ve nereye gittiği belli olmayan bir ilişkide kapana kısıldığımız, anlaşmakta zorlanılan aile bireylerine bağımlı olduğumuz ve hayatımızın avucumuzun içinden kayıp gittiğini hissettiğimiz onlarca sıkıntı dolu hatıra…

Sizde mi bu ve bunlar gibi problemlerle sarmalanmış hayatınızda bir çıkış yolu bulamamaktan yakınıyorsunuz? Kimi zaman altın kafesteki bülbülün bile sizden daha mutlu ve huzurlu bir hayatı olduğundan mı dem vuruyorsunuz? Gayet iyi bildiğiniz bir gerçeği dile getirmenin zamanı sizce de gelmedi mi?

Bunların hepsi konfor alanınızdan çıkmamak için sıraladığınız bahaneler…

Gelin bahane bulmaya bir son verelim ve konfor alanımızı terk edip, hayattan keyif almamızı ve ideallerimize ulaşmamızı sağlayacak adımları atmaya başlayalım. İlk başta su soğuk gelecektir ama zamanla alışacağınızı garanti ediyorum. Alışmazsanız da en azından soğuk suyun şok etkisiyle vücudunuz kendisine gelir biraz, ki o da hiç yoktan iyidir.

1974 tarihli Vikingler çizgi filmindeki Vicky gibi burnumu kaşıdım ve konfor alanından çıkmaya dair aklıma gelen beş önemli noktayı sizler için özetledim.

Konfor Alanından Çıkmaya Dair Beş Mühim Hatırlatma

  1. İleriye Doğru Atacağınız Hiçbir Adımı Hafife Almayın

Tüm hayallerimiz, ideallerimiz, arzularımız, hedeflerimiz ve isteklerimiz, dışına çıkmaktan çekindiğimiz konfor alanımızın ötesinde bizim onlara doğru bir adım atmamızı beklerler. Biz onlara doğru bir adım attıkça, aramızdaki mesafe kısalır. Bir adım daha atarız, bize daha da yaklaşırlar. Bir büyük adım daha atarız ve aşılamaz dediğimiz mesafenin bir hayli kısalmış olduğunu görürüz. Hedeflerimiz artık en baştaki kadar uzak gelmezler bize.

Demek ki neymiş; arzularımıza ulaşmanın sihirli yolu konfor alanımızın dışına doğru inatla atacağımız adımlarda saklıymış. Önce ufak adımlar, sonra kararlı adımlar, ardından da arzularımıza ulaşana kadar güçlü ve ısrarlı adımlar…

  1. Yolculuğun Keyfini Çıkartmayı Unutmayın

Konfor alanımızın dışına doğru ilk adımı attıktan sonra bizi ideallerimize ulaştıracak bir yolculuğu tecrübe etmeye başlarız. Attığımız her adımın bizi hedeflerimize yaklaştırdığının bilinciyle yolculuktan daha fazla keyif alırız ve etrafımızda olup bitenleri tüm duyularımızla tecrübe etmeye koyuluruz. Korkularımız, endişelerimiz, bizi durdurmaya çabalayan tüm iç ve dış etmenleri birer birer gerimizde bırakırız. Adım adım zafere ilerlemenin coşkusu, uzun yolda açılan camdan giren taptaze hava gibi bizi zinde tutar. Yolculuğumuzdan zevk duymaya başlarız.

Büyük ödülün bizi yolun sonunda beklediği bu yolculuğun kendisi de son derece değerli öğretiler ve bizi motive edecek minik hediyeler barındırır. Yolculuğun sonunda bizi büyük bir ödül beklemektedir ama o ödüle ulaşana kadar yaşadıklarımız da en az o ödülün kendisi kadar değerlidir. Bu yüzden de yolculuğun her anının kıymetini bilmek ve tadını çıkartmak gerekir.

  1. Korkularınızla Yüzleşmekten Çekinmeyin

Bizleri konfor alanımıza hapseden duyguların hemen hepsinin olumsuz hisler olduğunu biliyoruz. Bu olumsuz hislerin başında korkularımız gelir. Potansiyelimizi ortaya çıkartmamızın önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkan korkularımız, aslında yersiz üşenmelerimizin, anlamsız ertelemelerimizin ve ürettiğimiz türlü bahanelerin de ardında yatan gerçek nedendir. Risk alıp korkularımızla yüzleşmektense, işleri olduğu gibi bırakmaya meyilli bir hayat sürmemizin perde arkasında karşılaşmaktan çekindiğimiz korkularımız yatar.

Bizleri başarıya ulaştıracak ve konfor alanımızın dışına çıkmamızı sağlayacak ilk adımları atmak aynı zamanda bu korkularımızla yüzleşmek anlamını da taşır. Korkularımızı yenip onları kendi silahımız olarak kullanmaya başladığımızda hayatımızın büyük değişimlere gebe olduğunu büyük bir keyifle fark ederiz.

En sevdiğim filmler arasında yer alan ve usta yönetmen Christopher Nolan’ın harika dokunuşuyla farklı bir tada sahip olan Batman Begins filminde de benzer bir korkuyu kabulleniş temasını görürüz. Bruce Wayne, Batman olabilmek için geçmişiyle yüzleşmeli, ailesinin kaybını kalbine gömmeli, onlarının ölümünden kendini suçlamayı kesmeli ve yarasalara karşı duyduğu korkusunu yenmelidir. Bunları teker teker başardığında, daha önce kendisini zayıf düşüren bu hisler düşmanlarına karşı kullanabileceği birer silah haline gelecektir. Küçüklüğünden beri kabuslarına giren yarasalar, artık düşmanları için kabus anlamını taşıyacaktır.

Ne kadar güzel bir karakter gelişimi hikayesi, öyle değil mi? Bizler de aynı Bruce Wayne gibi korkularımızla yüzleşmeli ve onları kendi silahımız olarak kullanmayı öğrenmeliyiz.

Her neyden korkuyor olursak olalım, konfor alanımızdan çıkmanın yolu o korkularımızla yüzleşmekte yatar. Korkularımızı oldukları gibi kabul edip, onları bizim parçamız olarak görmeli ve kontrol altına almaya çalışmalıyız. Bu sayede, alacağımız kararlarda olaylara daha geniş çerçeveden bakma yetisini kazanmış oluruz.

  1. Acı Yoksa Gelişim de Yoktur

Eğer zorlanıyorsak doğru yoldayız demektir; durmamalı devam etmeliyiz. Zorlandığımız ve acı çektiğimiz yerde gelişim de vardır. Zorlanmamızın ve acı çekmemizin sebebi daha önce deneyimlemediğimiz anları yaşıyor oluşumuzdur. Yani konfor alanımızın dışındayızdır. Acı ve ter bizi yıldırmamalıdır. Tam tersine doğru yönde ilerlediğimizi gösteren birer işaret olarak bakmalıyız onlara.

Unutmamalıyız ki hiçbir şey yoktan var olmaz. Hep dediğim gibi; büyük ikramiyenin bize vurmasını istiyorsak önce gidip bir piyango bileti almalıyız. Acı çekmezsek gelişim gösteremeyiz. Gördüğümüz fırsatları değerlendirmeli ve her adımda bir önceki halimizi geçmeye çalışmalıyız. İlerlemenin ölçütü budur. İlerleme kimi zaman acı vericidir, şartları zorlamanızı gerektirir ama elde edeceğimiz sonuç buna değecektir. İlk adımda mükemmeli hedeflememeli, adım adım gelişime odaklanmalıyız. Bu sayede hayal kırıklığının getireceği psikolojik yükü de hafifletmiş oluruz.

  1. Hayatınıza Çeki Düzen Verin

Hayatımızın bir parçası olmuş ama uzun vadede bize katkısı olmayan alışkanlıklarımızla vedalaşmalıyız. Bunu yapmakta zorlanabileceğinizi biliyorum. Bize faydası olmayan ama gündelik hayatımızda yer edinmiş bu alışkanlıklar aslında bizim gelişimimizi yavaşlatan yüklerdir. Onlardan kurtuldukça hayatımızda yeni tecrübelere yer açabilir ve bizi hedeflerimize ulaştıracak alışkanlıklar edinmeye başlayabiliriz.

Konfor alanımızdan çıkmanın şifresi gündelik yaşantımızda yapacağımız ilk bakışta ufak gibi görünen ama etkisi tahmin edilenden büyük dokunuşlarda gizlidir. Bir gün 24 saat olduğuna göre bu 24 saati nasıl değerlendirdiğimiz bizim için her şeyden değerli olmalıdır. Çünkü bu 24 saat bizim önceliklerimize göre planladığımız zamanımızdır.

Ufak dokunuşların ve alışkanlıkların hayatımda yapabileceği kelebek etkisine benzer değişiklikleri fark ettikten sonra kendime bir gün içerisinde yapmayı hedeflediğim işlerden oluşan bir takip listesi oluşturdum. Bu listeyi daha önce sizinle paylaşmıştım. Bu takip listesini tutmamdaki amacım, bir günümün nasıl geçtiğini kayıt altına alıp, beni hedeflerime ulaştıracak adımları atıp atmadığımı istatistikler eşliğinde kontrol etmemdi. Bu takip listesindeki bazı aktiviteler konfor alanımdan çıkıp uzun vadede beni hedeflerime ulaştıracak bebek adımlarından oluşuyordu. İlk bakışta çıtır çerez gibi görünen bu ufak adımlar uzun vadede alışkanlık haline gelince benim için son derece önemli performans göstergeleri olmayı başaracaklardı.

Sizler de hedefleriniz doğrultusunda bir takip listesi tutup, sizi arzu ettiğiniz hedeflere ulaştıracak adımları hayatınızın bir rutini haline getirebilir ve edineceğiniz yeni deneyimler sayesinde daha evvel çıkamadığınız yüksek basamakları tırmanabilirsiniz.


Gördüğünüz gibi konfor alanını terk etmek söylemesi kolay ama gerçekleştirmesi için arzu, irade ve disiplin gerektiren, gerçekleşmesi durumunda hayatınıza büyük değişimler getirecek bir eylemdir. Bu kararı verdikten sonra hayatınızın yeni bir çehreye bürüneceğini ve algılarınızın hiç olmadığı kadar açık olacağını göreceksiniz. Çiçekler daha renkli, deniz daha berrak, hayatınız genel anlamda daha keyifli hale gelecektir…

O ilk adımı atmanın zamanı sizce de gelmedi mi?


Bu yazının ardından sosyal medyada fazla zaman geçirmenin zararlarına değindiğim yazıyı okuyabilir ya da mutluluk üzerine Harvard’da yapılan ilginç çalışmaya dair detayları öğrenebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın