Fenerbahçe – Panathinaikos Playoff 3. Maçı Öncesi (Kurgu Hikaye Serisi 3. Bölüm)

0
100
Fenerbahçe
Fenerbahçe Panathinaikos maçı sonrası oyuncuların sevinçleri(Fotoğraf: Fotospor)

Fenerbahçe’nin Turkish Airlines Euroleague’de kupaya giden yolunu öyküleştirdiğim serinin üçüncü bölümünü Ekşisözlük’te 25 Nisan 2017 Salı sabahı yayımlamıştım. Maalesef iş yoğunluğundan Düşlerden Gerçeğe’de paylaşamamıştım. şimdi fırsatını buldum ve paylaşıyorum.

Öykü serimizin ilk bölümüne şuradan, ikinci bölümüne de buradan ulaşabilirsiniz.

Üçüncü Bölüm

Panathinaikos Basketbol Takımı oyuncuları, Fenerbahçe ile oynayacakları Turkish Airlines Euroleague Playoff üçüncü maçı için geldikleri İstanbul’da konaklayacakları otele yerleşmişlerdi. Kendi evlerinde oynadıkları ilk iki maçı kaybeden Panathinaikos takımının ağzını bıçak açmıyordu. Moraller bir hayli bozuktu. Ülker Arena’da alınacak bir mağlubiyet ile Final Four şansını kaybedeceğini bilen Panathinaikos oyuncularının halet-i ruhiyesinden güvensizlikleri kolayca anlaşılabiliyordu. Koç Pascual bir şeylerin değişmesi gerektiğini biliyordu. Bunu yapması gereken kişinin de kendisi olduğunun farkındaydı ama elinin kolunun bağlı olduğunu düşünüyordu. Ne yaparsa yapsın Obradovic’in bir karşı hamlesi olduğunu ve zaten kaybedilmiş bir savaş için anlamsızca çabaladığını hissediyordu. Üzerindeki baskının giderek arttığının ve alınacak ağır bir mağlubiyet sonrası koltuğunu kaybetme riski ile karşı karşıya olduğunun farkındaydı.

Fenerbahçe
25 Nisan 2017 Fenerbahçe – Panathinaikos Turkish Airlines Euroleague Playoff 3. Maçı öncesindeyiz. (Fotoğraf: Fanatik)

Panathinaikoslu oyuncular, kaldıkları boğaz manzaralı gösterişli otelin geniş ve ışıltılı lobisinde oturmuş piyanodan etrafa yayılan notaları dinlerken, takımın oyun kurucusu Calathes birşeyler içmek istemişti.

Calathes, masanın üstünde duran menüyü eline aldı ve sipariş vermek üzere garsonu çağırdı. Jilet gibi bir takım elbise içerisinde, nezaket ve servis kurallarına harfiyen uyarak yanında bitiveren garsona kahve içmek istediğini söyledi. Anladığını belirtmek için kafasını hafifçe öne eğen genç garson, Calathes’e kahvesini nasıl istediğini sordu. Calathes cevap vermek için ağzını tam açmıştı ki genç garson öneride bulunmak üzere araya girdi ve konuşmaya başladı:

“Türk Kahvemiz dünyaca ünlüdür. Çok sayıda misafirimiz sırf Türk kahvemizi tekrar tadabilmek için bizi tercih ederler. Hem bugün şanslı gününüz. Dünyaca ünlü kahve falcısı Mr. Marko bir seminer için bugün otelimizde bulunuyor. Kendisi bugün lobide Türk kahvesi içen herkese müessesemizin ikramı olarak ücretsiz fal bakacaktır. Ünlü kahvemizden tatmak ve gelecekte neler yaşayacağınızı duymak ister misiniz?”

Calathes’in yüzünden şaşkınlığı okunuyordu. Etrafındaki Panathinaikoslu diğer oyuncular da gittikçe ilginçleşen bu konuşmaya kulak kesilmiş ve Calathes’e Türk kahvesi alması yönünde telkinde bulunmaya başlamışlardı. Calathes “Kaybedecek neyim var ki?” deyip bir Türk kahvesi sipariş etti.

Calathes’e gülümseyip “Mükemmel bir seçim,” diyen garson yavaşça Calathes’in yanından ayrıldı ve kahveyi hazırlatmak üzere bardaki arkadaşının yanına geçti. Kahve siparişini barista arkadaşına ilettikten sonra bardaki telefonun ahizesini kaldırdı ve üç tuşa basıp dahili bir numara çevirdi. Karşı tarafın telefonu açtığını duyan garsonun söyleyecekleri netti:

“Tamamdır, Calathes kahveyi istedi. Gelebilirsin.”

Calathes, gelen kahvesini pek de haz duymayarak içti. Türk kahvesini oldum olası sevmemişti. Sırf fal uğruna arkadaşlarının gazına gelmiş, garsonun pazarlamasına tav olmuştu.

Calathes ve lobideki diğer oyuncular falcı Marko’nun gelişini beklemeye başladılar. Kısa bir süre sonra son derece döküntü kıyafetler içerisinde, Yüzüklerin Efendisi, Game of Thrones gibi yapımlardan fırlamış gibi görünen bir entari içerisinde, orta yaşlı bir adam, az önce kahvesini getiren genç garsonla birlikte oyunculara doğru yaklaşıyordu. Calathes ve tüm oyuncular kahkahalara boğulmuştu. Hatta “Bu muymuş senin falına bakacak olan?” diye takılmıştı Bourousis.

İsminin Marko olduğunu söyleyen falcı, Calathes’in elini sıktı ve yanı başındaki boş koltuğa oturdu. Ardından garsona dönüp bir bardak su istedi ve Calathes ile son derece akıcı bir ingilizce ile konuşmaya ve az sonra olacaklardan bahsetmeye başladı:

“Önce senin kahve içtiğin ve ters çevirdiğin bardağı elime alacağım. Kahvelerin oluşturduğu şekillerden anlamlar çıkartacağım ve bu akşam oynayacağınız basket maçında neler yaşanacağını söyleyeceğim. Hazır mısın?”

O ana kadar karşısındaki garip görünümlü adama gülmemek için kendini zor tutan Calathes’in yüzünde gerginliğin ilk işareti oluşmuştu:

“Benim bu akşam maçım olduğunu nereden biliyorsun?”

Marko, Calathes’in söylediklerine hakarete uğramış gibi bir tepki verdi. “Hadi ama! Ben bir falcıyım. Şaka bir yana, hepiniz uzun boylu adamlarsınız. Basketbolcu olduğunuz belli. Giyinmiş kuşanmışsınız. Yani, maça çok fazla zaman kalmış olmamalı. Bunları tamamen gözlemle fark ettim. Bunları görmek için falcı olmama gerek yok ki.”

Calathes hala gülümsüyordu ama karşısındaki adamın o kadar da boş olmadığını düşünmeye başlamıştı.

Marko, Calathes’in kahve fincanını göz hizasında tutuyor, bir sağa bir sola çeviriyor ve gördüğü şekillere anlam vermeye çalıştığını belirten garip sesler çıkartıyordu. Calathes, Marko’nun neler söyleyeceğini heyecanla bekledi. Ortamda biriken merak miktarının yeterli seviyeye çıktığı sonucuna varan Marko konuşmaya başladı:

“Bugün bir üçlük basket atacaksın.”

Bunu duyan Calathes piyangodan büyük ikramiye vurmuş gibi sevindi. Çok kötü bir üçlükçü olan ve Playoff 2. maçında Fenerbahçe’ye karşı 4’te 0 üçlük atmış Calathes’e takım arkadaşları “Aferin, kedi olalı bir fare yakaladın,” diye takıldılar. Marko devam etti:

“Ama yedi tane kaçıracaksın.”

Bunu duyan Calathes’in yüzü bir anda düşmüştü. Marko’nun söylediğini duyan lobideki diğer oyuncular kahkahayı basmış, Panathinaikos’un Birleşik Amerikalı forveti James Gist gülmekten koltuktan düşmüş, elindeki tavuk dürüm etrafa saçılmıştı. Geçen bir kaç saniyenin ardından Calathes’in yedi tane üçlük kaçırmasının aslında Panathinaikos açısından hiç de komik bir şey olmadığını idrak edip yüzlerini asmışlardı.

Marko’nun söylediklerinden sinirleri bozulan Calathes “Böyle bir şey olabilir mi ya?” diyerek tepki göstermişti.

İstifini bozmayan Marko, kahve fincanından gözlerini ayırmadan konuşmasını sürdürdü:

“Maç boyunca 20,000 kişinin bitmek bilmeyen Fenerbahçe tezahüratlarından maça konsantre olamayacaksınız. Sarı tribün kareografisinden etkilenecek; OAKA’nın kaosundan, bir basketbol mabedine gelmiş gibi hissedeceksiniz.”

Marko’yu dinleyen tüm Panathinaikos oyuncuları sessizliğe bürünmüştü. Ama Marko bitirici vuruşu henüz vurmamıştı.

“Maçta takım olarak hiç bir varlık gösteremeyeceksiniz ve Vesely’nin iki, Udoh’un bir smacında postere yancı olacaksınız. Maç sonu Pascual istifa edecek. Bogdanovic yine en değerli oyuncu seçilecek. Fenerbahçe maç sonunda sizi süpürüp eriştiği Final Four’u kutlayacak. Sarı tribünden söylenen bir marş eşliğinde salonu terk edeceksiniz. Evet, aynen böyle olacağını görüyorum.”

Kimseden çıt çıkmamış, zaten morali bozuk olan oyuncular dünyaca ünlü falcı Marko’nun baktığı faldan çıkan kötü haberler yüzünden iyice yıkılmışlardı. Calathes dışındaki tüm oyuncular oturdukları yerden sessizce kalkıp hava almak için dışarıya doğru hareketlendiler. Calathes, gözlerini Marko’ya dikmişti. Marko’nun yüzündeki her çizgiden ciddiyet akıyordu. Marko, kibar ve bir o kadar öz güven dolu bir sesle kahve falında gördüklerinin bunlar olduğunu söyledi, ayağa kalktı ve Calathes’e başarılar dileyip otelden çıktı. Masa üstüne koyduğu kahve fincanını almak için gelen genç garson hafif alaycı bir üslupla Calathes’e şunu söyledi:

“Umarım Mr. Marko falınıza güzel bakmıştır.”

Zaten moral olarak çökmüş olan Calathes, garsona ters ve asabi bir bakış atıp eşyalarını toparlamak üzere odasına geçti. Panathinaikoslu oyuncuların yerlerde olan moralleri bu fal sonrası iyice dibe inmiş ve tur ümitleri tükenmişti.

Maç saatinde parkeye çıkan Panathinaikoslu oyuncular tıklım tıklım Ülker Arena’da 20,000 kişiden oluşan sarı tribünü gördükleri anda Marko’nun falını hatırlamışlardı. Maç da aynı Marko’nun anlattığı gibi geçmişti. Panathinaikos adına tam bir hezimet… Sarı tribünden yükselen “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” ile başlayıp “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” ile zirve yapan İzmir Marşı, Panathinaikoslu oyunculara unutamayacakları bir anı olacaktı.

Fenerbahçe
Fenerbahçe Panathinaikos maçı sonrası oyuncuların sevinçleri (Fotoğraf: Fotospor)

Calathes’in bu maçtan aklında kalacak anı ise, maç sonu soyunma odasına gitmek için ilerlerken falcı Marko’yu tribünde büyük bir keyifle İzmir Marşı söylerken görmüş olmasıydı. Marko, Fenerbahçe forması giyiyordu ve oteldeki döküntü halinden eser yoktu. Genç garson da hemen Marko’nun yanında, kolunu Marko’nun omzuna atmış, İzmir Marşı’na büyük bir coşkuyla eşlik ediyordu; “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa!“

Calathes ile göz göze gelen Marko, Calathes’e göz kırpmayı ve otel lobisinde yaşananları hatırlatmayı ihmal etmedi.

Tüm bunlar yaşanırken, Amerika’daki bir spor kanalında Michael Jordan’ın Euroleague Final-Four’unu izlemek için İstanbul’a gideceği haberi yayınlanmıştı. Kısa sürede büyük olay yaratan bu gelişmeyi Fenerbahçe Koçu Obradovic çok önceden bizzat Jordan’dan duymuştu.

Final Four ateşi İstanbul’dan çıkmış Amerika’ya kadar sıçramıştı. Peki Jordan’ın gelişi nasıl yorumlanmalıydı? Neden İstanbul’a geliyordu? İşte cevabı ancak Final Four sırasında öğrenilecek olan can alıcı soru buydu.

Ama her şeyin bir sırası vardı, şimdi Final Four’u kutlama zamanıydı. Ülker Arena’da coşku devam ediyor, hoparlörden İzmir Marşı çalınıyor, 20,000 kişi hep bir ağızdan haykırıyordu:

İzmir’in dağlarında çiçekler açar.
Altın güneş orda sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar.
Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.

——-

Öykümüz kaldığı yerden 19 Mayıs 2017 sabahı, Fenerbahçe’nin Final Four ilk maçı öncesinde devam edecek!

Destek olan, beğenilerini paylaşan herkese teşekkürler.

O kupa gelecek!

Bir Cevap Yazın