Indepenedence Day: Resurgence beklentilerin hayli uzağında kalmaktan kurtulamıyor.
Indepenedence Day: Resurgence beklentilerin hayli uzağında kalmaktan kurtulamıyor.
Indepenedence Day: Resurgence beklentilerin hayli uzağında kalmaktan kurtulamıyor.

Roland Emmerich imzalı 1996 yapımı Independence Day (Kurtuluş Günü) klişe dolu olay örgüsüne sahip olması, yüzeysel karakterler barındırması, basit hikaye anlatımı ve popüler kültüre biat etmiş bir bilimkurgu filmi olmasına karşın bütçesinin dört katı gelir elde etmişti (300,000,000.00 USD). “O yıllar içinde bu kadar gelir elde etmiş bir filmin devamının çekilmesi neden yirmi yıl sürdü?” diye sorarsanız “kimse bu riski bir daha almaya cüret edemedi.” diye cevap veririm.

Independence Day yukarıda saydığım tüm eleştirilere rağmen son derece keyifli bir seyirlikti. Bunun en büyük sebebi filmden aldığınız keyfi yukarılara taşıyan oyunculuklardı. Bugün Independence Day dendiğinde aklınıza önce Will Smith sonra Jeff Goldblum gelir. Bu ikili filmi öyle bir sürüklemişlerdi ki beynimiz geriye kalan tüm saçmalıkları çöp tenekesine atıp filmi beğendiğimiz emrini bize göndermişti. Bir de dönemin popüler konuları olan “dünyanın sonu” ve “uzaylı istilası” fikirlerinin tek bir potada eritilmiş ve görsel efektlerle soslanmış bir şekilde servis edilmiş olması da ayrı bir güzelliğiydi. Bugün nerede karşılaşsam oturur izlerim. Hiç de vakit kaybı olarak görmem. O derece sevdiğim bir filmdir.

Independence Day’e benzer benim için yeri ayrı bilimkurgu filmlerine birkaç örnek daha vermem gerekirse 1994 yapımı Kurt Russell‘lı Stargate ve ünlü astrofizikçi Carl Sagan‘ın romanından uyarlanan 1997 yapımı Contact ilk aklıma gelenler olacaktır (Bu tarz filmleri sıralasam güzel bir yazı çıkar sanırım. Bir not edeyim bunu).

Independence Day: Resurgence yirmi yıl önce sistemlerine virüs sokup postaladığımız uzaylıların rövanş için gelişlerini konu alıyor.
Independence Day: Resurgence yirmi yıl önce sistemlerine virüs sokup postaladığımız uzaylıların rövanş için dünyamıza tekrar gelişlerini konu alıyor.

Independence Day: Resurgence yirmi yılın ardından Roland Emmerich’in kollarında doğuşunu gerçekleştirmiş. Açık ve net söyleyeyim keşke doğmasaymış. Düşlerden Gerçeğe’de 2016’da vizyona girecek filmleri incelerken beklentiyi düşük tutmak gerektiğini belirtmekle ne kadar doğru bir tesbit yaptığımı anlamış durumdayım. Tamam ilk film yukarıda yerin dibine sokuşumdan anlayacağınız gibi bir şaheser değildi ama bu neyin nesi şimdi ya? Hiç mi “biz ne çekiyoruz böyle?” demediniz.

İlk filmin baş aktörlerinden Bill Pullman ve Jeff Goldblum bu filmde de filmin itici gücü konumundalar. Yirmi yıl önce tanıştığımız karakterlere çakılan selamlar elbet hoş bir nostalji olmuş. Bu durumda “Filmi acaba zarar etme pahasına sırf ilk filmi seven kitleye teşekkür etme amacıyla mı çekmişler?” diye bir düşünce aklımdan geçmedi değil. Will Smith’in bu filmdeki yokluğu ilk filmdeki oğlunun büyümüş hali ile doldurulmaya çalışılmış. Bu durumun seyirci çekmede yetersiz geleceği bilindiği için Hollywood’un gelecek vaadeden genç jön adaylarından Liam Hemsworth ile takviye edilmiş.

Uzaylı gören dünya insanının portresi...
Uzaylı gören dünya insanının portresi…

Independence Day: Resurgence, üzerine çok laf anlatılması gerekmeyen, ticari güdüler ile çekilmiş, Roland Emmerich’in de ölmeden önce yapılacaklar listesine bir tik daha atmasını sağlamış bir film.

Son olarak filmi nerede ve nasıl izlediğim ile ilgili bir iki noktaya değinmek istiyorum. Bursa Korupark AVM’de 3d ve Türkçe dublaj olarak filmi izledim. Küçük bir salondu. Türkçe dublaj ile film izlemeyeli bayağı olmuştu. Hiç özlememişim. Orijinal dil candır. 3d izlemek için gereken gözlüklerin tanesini 3tl’ye itelediler. Depozitolu da değil. Alıp sinema çıkışı yanınızda götürüyorsunuz. Mantıksız birşey. Evde her gittiği filmden topladıkları ile koleksiyon yapacak kadar gözlük biriktirmiş olanlarınızı görür gibiyim.

Ufuk’un Notu: 5/10

1 YORUM

Bir Cevap Yazın