Son dönemde en sık duyduğum şikayetlerin başında “Hiçbir şeye zamanım yetmiyor” geliyor. Sizin de bu sıkıntıdan muzdarip çok sayıda tanıdığınız olduğuna eminim. Hatta büyük ihtimalle siz de “vakit bulamamaktan” yakınıyorsunuzdur.

İzin verin size tanıdık gelecek bir sahne göstereyim: Annemiz gün içinde sesimizi duymak için bizi arar ama biz “çok meşgul” olduğumuzdan yanıt veremeyiz. Aradan saatler geçtikten, o bizi merak edip tekrar aradıktan sonra nihayet telefonu açarız ve “Anneciğim, başımı kaşıyacak vaktim olmadı bugün, kusura bakma lütfen,” diyerek kabahatimize bir gerekçe uydururuz. Bizi karşılıksız seven annelerimiz de dayanamaz, anlayış gösterir, “İşin her şeyden önemli,” derler.

Ya da bir arkadaşımız bizimle buluşmak ister ama hiç gidesimiz yoktur. “Çok işim var, başka zaman yapalım, olur mu?” diyerek ondan kaçmaya çalışırız.

Durumu iyice pekiştirecek bir kare ile devam edelim:

Akşam işten eve geliyoruz. Yorgunuz. Beynimiz salça kıvamında. Bir şeyler atıştırıp, kafamızı dağıtacak bir diziye, filme, oyuna veriyoruz kendimizi. Sonra da uykumuz geliyor, başımızı yastığa koyuyoruz ve gözlerimizi kapatıyoruz… Sabah oluyor. Başucumuzdaki telefonun tatlı(!) alarm melodisi çalıyor. Erteliyoruz. 5 dakika daha… Bir kez daha o notalar kulağımıza geliyor, ama bu sefer yüzümüz ekşiyor… İsteksizce kalkıyoruz yataktan, duş alıyor, giyiniyor, ağzımıza mısır gevreği atıp vakit bulamayacağımız, çok yoğun olacağımız bir güne doğru yola çıkıyoruz.

Bunu söylediğim için belki bana kızacaksınız ama, bu nasıl bir hayattır Allah aşkına? Kimi kandırıyoruz bu yoğunum yalanları ile? Gerçekler ortada. Ne kendimize ne de başka birisine en ufak bir fayda sağlamadan, monoton ve tatminden uzak bir hayat yaşıyoruz.

Artık buna bir dur demenin zamanı gelmedi mi sizce de? Sıkılmadınız mı bu bahanelerden, bu verimsizlikten? Sizi bilmiyorum ama benim canıma tak etti ve bunu değiştirmeye karar verdim.

Gerçekler Acıdır

Hayatımızda başımıza gelmiş, gelen ve gelecek olan her şeyin bir sebebi var. Biz kabul etsek de etmesek de karşılaştığımız her durum bir seçim sonucunda var oluyor. Arzu ederseniz bu seçimler bütününü “kader” olarak isimlendirebilirsiniz.

Elbette bazı olaylar bizim kontrolümüz dışında gelişir, buna diyecek bir şey yok. Ama işin özüne bakarsak, bizim kontrolümüz dışında yaşanan gelişmelerin dahi, başkalarının yaptığı ama bizim hayatımızı etkileyen seçimlerin sonucu olduğunu görebiliriz.

Yani, yaşamakta olduğumuz dünya, sonsuz sayıda ihtimalin sonucu olarak bugünkü hale gelmiştir. Geçmişte yapılmış seçimler o gün farklı yapılsalardı, bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olabilirdik. Amerika İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren atom bombalarını atmasaydı, Hitler soykırım yapmasaydı, Fatih İstanbul’u fethetmeseydi, Atatürk Samsun’a çıkmasaydı, Apple iPhone’u piyasaya sürmeseydi bugün nasıl bir dünyanın içinde olurduk hiçbirimiz bilemeyiz.

Bir örnek üzerinden seçimlerimizin hayatımıza etkileri konusunu incelemeye devam edelim:

Diyelim ki, Milli Piyango bize çıksın istiyoruz ama bilet almak istemiyoruz. Bu mantıklı bir talep midir? Bilet almadan büyük ikramiyeyi kazanabilir miyiz?

“Bilet almazsan tabi ki ikramiyeyi kazanamazsın,” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette. Demek ki, büyük ikramiyeyi kazanmak istiyorsak ilk adımı atmalı ve bir bilet almalıyız.

Özetlersem; kararlarımızı gözden geçirirsek ve yanlış olduklarını fark ettiğimiz seçimlerimizi (kilolu olmaktan şikâyet edip, durmadan abur cubur yemek gibi) değiştirirsek, arzuladığımız hedefleri (sağlıklı yaşam mesela) gerçekleştirme fırsatını yaratabiliriz.

Sanırım buraya kadar konu anlaşılmıştır. Devam edelim.

Hedeflerimize giden yolda, başarısızlık bizim düşmanımız değil, bize doğruyu gösteren yol arkadaşımızdır.
Hedeflerimize giden yolda, başarısızlık bizim düşmanımız değil, bize doğruyu gösteren yol arkadaşımızdır.

Seçimlerimiz ve Sonuçları

Yaşamımız bugüne kadar yapılan seçimlerin bütünüyse, kararlarımızda değişiklik ve önceliklerimizde ince ayarlar yaparak, hayat standartlarımızı iyileştirebilir, daha mutlu bir geleceğe yelken açabilir miyiz?

Soruyu şöyle de sorabiliriz: Gün geçtikçe uzaklaştığımız ideallerimize ve hayallerimize tekrar tutunmamız için önceliklerimizi değiştirmemiz yeterli olur mu?

Bu sorulara kesin bir cevap vermek gerçekten zor. Söylenebilecek en doğru söz; piyangonun bize çıkmasını istiyorsak bilet almamız gerektiğidir.

Sağlıklı bir hayat istiyorsak abur cuburu bırakmalı, spor yapmalı ve sağlıklı beslenmeliyiz. Dil öğrenmek istiyorsak, şikâyet etmeyi bırakıp düzenli pratik yapmalıyız. Kitap yazmak istiyorsak oturup yazmalıyız. Yani ilk adımı atmalı ve bunu alışkanlık haline getirmeliyiz. Değersiz uğraşlardan kaçınıp, değerli anıları arttırmalıyız.

Bu düşünceler ışığında ben de oturdum ve öz eleştirimi yaptım. Sahip olmak istediğim meziyetleri ve idealleri listeledim. Sonra, ideallerim için ne yapıyorum, ne kadar zaman ayırıyorum? diye sordum kendime. Cevap koca bir hiç’ti. Sağlıklı olmak istiyordum ama abur cuburla midemi dolduruyordum. Dil öğrenmek istiyor ama bunun için hiçbir şey yapmıyordum. Öykü, roman yazmak istiyordum ama masa başına oturmak çok zor geliyordu. Yani kısaca, vaktimi boş işlerle geçiriyordum. Yaşamıma değer katacak aktivitelerden uzaktım.

Ardından, hedeflerime ulaşmak için edinmem gereken alışkanlıkları belirledim. Bu alışkanlıkları edinirsem hayat standardımın yükseleceğini, yaşama daha pozitif bakacağımı ve zamanını değerli kullanan bir birey olmayı başaracağımı gördüm.

Bir sonraki adımda, her gün yapmam ve alışkanlık edinmem gereken aktivitelerden bir “Günlük Takip Listesi” oluşturdum. Listenin kolonlarını alışkanlık haline getirmeye çalıştığım aktivitelerden, sütunlarını da takvim günlerinden oluşturdum. Her aktiviteye bir maksimum puan verdim (Mesela günlük spor aktivitesini yapmaya 50 puan yazdım). Eğer o gün o aktiviteyi yaptıysam maksimum puanı ilgili kutucuğa girdim. Eğer o gün, ilgili aktiviteye hedeflediğimden daha az vakit ayırmışsam, kendimce belirlediğim daha düşük bir puan verdim (Örneğin yarım saat yerine sadece on beş dakika spor yaptıysam 50 yerine 25 puan yazdım).

Excel dosyasının en altında, o takvim yılı için her aktiviteden aldığım ortalama puan ve başarı yüzdesi yer aldı. Alışkanlıkları edindikçe ortalama puanım yükselecekti.

Günlük takip listesini her gece yatmadan önce doldurdum ve o günkü performansımın muhakemesini yaptım.

Açılan sandıklardan ilk veriler gelmeye başladığında müthiş bir aydınlanma yaşadığımı itiraf etmeliyim. Hedeflerime ulaşmak için gün içerisinde hiçbir şey yapmadığımı rakamlarla görmek, suratımın ortasına yumruk yemekten farksızdı. Sonrasında, yavaş yavaş aktiviteleri hayata geçirmeye başladım ve alışkanlıklar edindiğimi hissettim. Tablodaki ortalamalar yükseldikçe hırslanıp kendimi daha iyisi için zorladım.

Şu an geldiğim nokta ile ilk başladığım nokta arasında dağlar kadar fark var. Ama hala tatmin edici bir seviyede değilim. Daha iyisini yapmalıyım.

Şimdi, oluşturduğum bu günlük takip listesinin içindeki maddeleri teker teker sizinle paylaşacağım. Kim bilir, belki benim edindiğim alışkanlıklara siz de sahip olmak istersiniz ve hedeflerimize ulaşmak için benzer bir yol izleyebiliriz.

Eğer yazının burasına kadar okuduysanız, hayatınıza çeki düzen verme konusunda iradenizi ortaya koymuşsunuz demektir. Tebrikler. Benden size 10 puan.

Şimdi, çayınızı, kahvenizi alın. Hazır olduğunuzda, edinmek istediğim alışkanlıkları ve hedeflerimi sıralamaya başlayacağım!

1-) Düzenli kilo takibi ve sonunda 10 kilo vermek

“Kilo vermek istiyorum”un bir hedef değil, vasat bir temenni olduğu gerçeği ile yüzleşerek başlayalım.

Eğer kendimize sayısal bir hedef koymazsak kilo vermenin neredeyse imkânsız olduğunu anlamamız gerekiyor.

Sayısal hedef koymak, dikkat edilmeyen, atlanan, çok mühim bir husustur. Birçok kötülüğün anasıdır (Yok bu olmadı).

Mesela, kaç metre koşacağını bilmeyen bir atlet düşünün. “Sen bir koşmaya başla, duruma göre bakarız” diyen bir hoca ile ne kadar başarılı olabilir bu sporcu? Yarışılacak her mesafenin farklı bir tekniği vardır, geliştirilmesi gereken kas grubu değişkenlik gösterir, nefes kontrolü farklıdır. Öyle değil mi? Eğer kaç metre koşacağımızı bilirsek, kendimizi o doğrultuda eğitebiliriz. Yani, önce hedefi belirleyip, sonra koşmaya başlamalıyız.

Böylece ben de “10 kilo vermek” hedefini gözüme kestirdim ve kilomu, gün içerisindeki yediklerimin kalorilerini, içtiğim suyu ve yaktığım kaloriyi takip etmeye başladım.

Bu hedefimi gerçekleştirmeye çalışırken bana motivasyon sağlaması ve takip sürecimi eğlenceli hale getirmesi için Fitbit‘in Charge 2 aktivite bilekliğini satın aldım. Daha önce iki farklı Fitbit bilekliği kullanmış ve memnun kalmıştım. Fakat fazla hırpalanmaktan dağılmışlardı. Charge 2’yi seleflerinden daha uzun kullanabilmeyi umarak aldım. Şimdilik durumların iyi olduğunu söyleyebilirim.

Fitbit Charge 2 alışkanlık motivasyon spor
Günlük spor yapma alışkanlığı kazanmak ve yaktığınız kaloriyi takip etmek istiyorsanız, sağladığı daha bir çok özelliği ile Fitbit’in Charge 2 model bilekliği tam size göre olabilir.

Yediklerimin kalorilerini girmek, içtiğim suyu kaydetmek, yaktığım kaloriyi izlemek ve kilomu takip edebilmek için Fitbit’in iOS aplikasyonu’nu kullandım.

Fitbit’in sevdiğim özelliklerinden bir tanesi de uykumu takip etmesi. Ne kadar süre derin, ne kadar süre hafif uykudaydım, ne kadar uyanıktım hepsini kaydediyor ve aplikasyonuna atıyor. Verileri karşılaştırması ve uykum ile ilgili önerilerde bulunması hoşuma giden bir ayrıntı. Mesela, ben 8 saat uyuduğumu sanırken, yatakta 1,5 saat dönüp durduğumu ve gerçekte 6,5 saat uyumuş olduğumu ilk öğrendiğimde oldukça şaşırmıştım.

Sonuç olarak 10 kilo verme hedefimi, Fitbit ve cep telefonumdaki uygulamaları kullanarak günlük olarak takip ettim. Her sabah da kahvaltıdan önce kaç kilo olduğumu takip listeme girdim.

Henüz 10 kilo veremedim ama doğru yolda ilerlediğimi biliyorum.

2-) 300 kelime öykü yazmak

Düşlerden Gerçeğe sayfalarını takip ediyor ya da beni tanıyorsanız öykü yazmayı ne kadar çok sevdiğimi biliyorsunuzdur. Gün gelecek ve o öyküler kitap olacak mı inanın ben de bilmiyorum, ama beni bu hedefime ulaştıracak yolun disiplinden taviz vermeden, düzenli olarak öykü yazmaktan geçtiğini biliyorum. Bu hedef doğrultusunda, her gün en az 300 kelime öykü yazmak görevini günlük takip listeme ekledim.

Ben 300 kelime yazma hedefini koydum ama, Stephen King, On Writing isimli eserinde yazmaya yeni başlayanlara günlük 1000 kelimeden başlamalarını öneriyor. Ben biraz daha ağır tempoda gidiyorum anlayacağınız. Buna da şükür, bu noktaya gelmek de büyük başarı. İnanın öyle.

Zeplin
Zeplin isimli öyküm 4. Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Ödüllü Kısa Öykü Yarışması’nda birincilik ödülünü kazandı!

Lakin bu konuda kendime bir esneklik tanıdım. Eğer, her gün 300 kelime öykü yazmak yaratıcılık anlamında beni zorluyorsa, daha önce yazdığım ama henüz yayımlamadığım bir öykünün tekrar okumasını yapıyorum ve bu aktiviteyi tamamlamış kabul ediyorum.

Peki öykü yazma aktivitesini günün hangi saatinde yapmak daha verimli sonuç verir? Ünlü yazarların önemli bir kısmı sabah saatlerinin üretim açısından en verimli saatler olduğunu söylerler. Ben de yazar arkadaşlara (Ne zaman arkadaşım oldularsa…) katılıyorum. O yüzden, her gün 300 kelime yazmak için gereken yarım saati sabah kalkar kalkmaz yapılacak ilk iş olarak belirledim.

Bu, iki haftada 5000 kelimelik bir öyküyü bitirebileceğim manasına geliyor. Kendimi biraz daha zorlarsam bu rakam 10000 bile olabilir. Bu tempo, 3 ayda 30,000 kelimelik (ince bir roman için yeterli kelime sayısı) bir kitap taslağının ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Mümkün mü? Günde 300 kelime ile pekâlâ mümkün. Hesap ortada.

3-) 30 dakika spor yapmak

Çoğumuz düzenli spor yapmıyoruz. Spordan kastım, sadece spor salonuna gidip ağırlık kaldırmak değil. Spor amacıyla yürümek, koşmak, zıplamak, ip atlamak, bisiklete binmek, yüzmek vs. bu kapsama giriyor. Yap-mı-yo-ruz! Kendimize karşı dürüst olalım (Bu yazının ana fikrinin, kendimize karşı dürüst olup yanlış alışkanlıklarımızdan kurtulup, faydalılarını edinmek olduğunu unutmayın).

Günde sadece 30 dakika ayırıp dinç ve sağlıklı bir vücut elde edip edemeyeceğimizi bir uzmana sorabiliriz. Ben kendi adıma, “günde 30 dakika” hedefim doğrultusunda spor yapmaya çalışıyorum. Sabahları, 300 kelime öykü yazdıktan sonra kalemi bırakıp egzersiz yapmaya çabalıyorum.

Genelde, Focus T25 programını takip ediyorum. Oldukça hareketli ve tempolu bir program ve beni 10 dakikada kan ter içinde bırakıyor. Eğer T25 yapabilecek durumum yoksa, yarım saatlik koşuya çıkıyorum.

Böylece, işe gitmeden sporumu yapmış ve güne zımba gibi başlamış oluyorum. Herkese tavsiye ederim. Sabahları spor yaptığınızda, gün içerisindeki enerjinizin kolay kolay düşmediğini ve kafanızın daha iyi çalıştığını fark edeceksiniz. Kafadan atmıyorum, bilim konuşuyor:

4-) 300 kelime blog yazısı yazmak

Bir diğer yazma odaklı hedefim her gün 300 kelime blog yazısı yazmak. Az önce değindiğim her gün 300 kelime öykü yazma alışkanlığımda olduğu gibi, bu hedefimde de esneklik hakkım saklıdır. Eğer o gün blog’da paylaşmak için hazır bir yazım yoksa, daha önceden yazdığım bir yazının üzerinde düzeltmeler yapıyorum ve kendimi bu hedefi gerçekleştirmiş sayıyorum. Bu aktiviteyi sabah programıma sıkıştırabildiğimde mükemmel oluyor. Olmadı öğle arası, o da olmadı akşam eve geçtiğimde tamamlamaya çalışıyorum.

Blog yazısı yazmak öncelik verdiğim alışkanlıklarım arasında. Ertelememeye özen gösteriyorum.

Eğer kendinizi akıntıya kaptırırsanız istediğiniz hayatı değil, başkalarının yaşamanızı istediği hayatı yaşarsınız.
Eğer kendinizi akıntıya kaptırırsanız istediğiniz hayatı değil, başkalarının yaşamanızı istediği hayatı yaşarsınız.

5-) Günlük tutmak

Evet, hani küçükken çoğumuzun tuttuğu ama büyüyüp koca adamlar olduğumuz için (!) bıraktığımız günlükten bahsediyorum. Eğer kendimizi zorlar ve tekrar günlük tutmaya başlarsak, o günlüğün bir süre sonra bizim en yakın arkadaşımız, sırdaşımız olduğunu görebiliriz. Hatta bir süre sonra gün içerisinde yaşadığımız olayları değil, zihnimizi kemiren düşüncelerimizi yazmaya başlarız.

Nirvana grubunun erken yaşta kaybettiğimiz vokalisti Kurt Cobain'in günlüğünden bir sayfa. (Kaynak: flavorwire.com)
Nirvana grubunun erken yaşta kaybettiğimiz vokalisti Kurt Cobain’in günlüğünden bir sayfa. (Kaynak: flavorwire.com)

Duygularımızı kâğıda döktükçe rahatladığımızı hissederiz. Yazdıkça yazasımız gelir. Çünkü kişinin aklından geçenleri kağıda boşaltması doğal bir ihtiyaçtır. Günlük tutmak, bu açıdan son derece pratik ve sonuç veren bir yöntemdir. Abartıp sayfalarca bir şeyler yazmamıza da gerek yok. Her gün için birkaç cümle yeterli olacaktır. Önemli olan kafamızda ve kalbimizde yaşadıklarımızı bir yere not etmek.

Aradan zaman geçtikten sonra yazdıklarımızı tekrar okumanın keyfi de bir başkadır. O günlüğü yazarken neler hissettiğimizi hatırlarız, yaşadıklarımız gelir gözümüzün önüne. Geçmişte yaptığımız hataları, aldığımız yanlış kararları da tüm çıplaklığı ile görebiliriz.

6-) Aile ile vakit geçirmek

İçinizden “İyi de böyle bir şeyi niye takip ediyorsun?” diye geçirdiğinizi biliyorum.

Zaten her gün evde ailelerimizle birlikteyiz, değil mi? Ama gelin görün ki durum tam olarak böyle değil. Fiziksel olarak onlarla olabiliriz ama ruhen de onlarla mıyız gerçekten? Her gün gördüğümüz, konuştuğumuz ailemiz için, hiçbir karşılık beklemeden gün içerisinde ne yapıyoruz? Hiç bunu sordunuz mu kendinize?

Ailelerimiz hayattaki en değerli varlıklarımız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanlar onlar. Onlar için her şeyi yapmaya hazırız. Peki, böyle söylüyoruz ama gerçekten onlarla dolu dolu vakit geçiriyor muyuz?

Aileniz ile geçirdiğiniz vakti arttırmak kendinizi daha iyi hissetmenize ve mutluluk duymanıza neden olacaktır.
Aileniz ile geçirdiğiniz vakti arttırmak kendinizi daha iyi hissetmenize ve mutluluk duymanıza neden olacaktır.

Her gün aileme ne kadar vakit ayırdığımı takip etmeye başladığımdan beri, bir günümün diğerine uymadığını fark ettim. Bazı günler onlara ayırmam gereken zamanı başka aktivitelerde geçirdiğimi gözlemledim. Oğlumla oyun oynamak ya da eşimle izlemekten hoşlandığımız bir diziye göz atmak yerine, vaktimi cep telefonumun küçük ekranından kedi videoları izleyerek boşa harcıyordum. İnanılır gibi değildi ama durum böyleydi.

Bence hepimizin bu gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. Hadi şimdi kendinize ufak bir test yapın. Kendi küçük dünyanıza çekilmeden önce, ailenize her gün ne kadar vakit ayırıyorsunuz?

Sonuç ne çıkarsa çıksın, daha fazlasını yapabilirsiniz. Bunu siz de biliyorsunuz.

7-) Her gün üç makale okumak

Bu çok basit görünüyor ama aslında o kadar basit değil. Makaleden kastım açıp takip ettiğiniz haber sitesindeki ilk üç haberi okumak değil elbette. Okumamız gereken makaleler, ilgi alanımız ile ilgili son yeniliklerden tutun da tasarım trendleri, kişisel gelişim, bilim, teknik, küresel gelişmeler gibi konularda olmalı. Magazin ve siyaset okuyup faydalı bir alışkanlık edindiğimizi sanmamalıyız.

Bu adımın amacı bizi, araştırma yapmaya ve farklı kaynaklar, içerikler keşfetmeye özendirmek. Zihnimiz açılsın, vizyonumuz genişlesin. Hedef bu.

Bu alışkanlığı edinmeniz için size birkaç öneride bulunmamı ister misiniz? Şu üç siteden başlayabilirsiniz:

Dünya Halleri (Serdar Kuzuloğlu‘nun hazırladığı sitede teknoloji, tasarım ve bilim ile ilgili gelişmeler yer alıyor)

Khosann (Fizik, teknoloji, bilim, uzay ve tasarım üzerine Kozan Demircan’ın kişisel blog adresi)

Kayıp Rıhtım (Edebiyat, kurmaca, sinema-televizyon üzerine incelemeler ve yazılar)

8-) Her gün 10 sayfa kitap okumak

Kitap okumayı bu listede gördüğünüzde şaşırmadığınıza eminim. Yapmamız gereken öyle atla deve değil, korkmayın. Hepi topu her gün 10 sayfacık. Göz açık kapayıncaya kadar biter gider.

Bence kitap okumak için en güzel zaman öğlen yemeği arası. Yemeğimizi yerken yanımıza bir kitap alıp okursak, bu alışkanlığı kolayca edinebiliriz. Bir arkadaşım denedi, oradan biliyorum…

Her gün 10 sayfa okuyarak, ortalama 300 sayfalık bir kitabı bir ay gibi bir sürede bitirebiliriz. Bu da yılda 12 kitap anlamına geliyor. Günde sadece 10 dakikamızı ayırarak hem de… Bunu yapmaya başladıktan sonra 10 sayfanın az geldiğini, daha fazla okumak istediğinizi göreceksiniz. Hatta vaktiniz varsa, 10 sayfayı 15 sayfaya çıkartın…Var mı arttıran?

9-) Birisine karşılıksız yardım etmek

Yavaş yavaş zor hedeflere geliyoruz. Tahmin edebileceğinizden bile zor bir görev ile karşı karşıyayız: Gün içerisinde birisine, bir şekilde yardımcı olmak.

Adres tarifi isteyen birisine yol göstermek, ofiste iş arkadaşımıza kahve koymak gibi basit yardımlardan tutun da ihtiyacı olan birisine para vermek, karşıdan karşıya geçmekte olan yaşlı bir insanın koluna girmek gibi sayısız seçenek türetebiliriz. Ama uyarıyorum, birisine yardımcı olmak hiç de kolay bir görev değildir. Sonuçta her gün yardıma ihtiyacı olan birini bulup, onun ihtiyacını karşılamamız gerekiyor. Aramadan, zorluğunu bilemezsiniz…

Hayat, insanlar birbirlerine yardım ettikçe paylaşılıyor.
Hayat, insanlar birbirlerine yardım ettikçe paylaşılıyor.

Ben bu alışkanlığı edinmede biraz şanslıyım. Düşlerden Gerçeğe üzerinden bana sorularını soran, yardım talep eden insanlara cevaplar vererek, onlara kendi tecrübelerimi aktararak karşılıksız yardım ödevimi yerine getirebiliyorum. Blog sahibi olmanın faydalarından birisi…

Peki bunu neden yapıyoruz? Hadi sporu, kitap okumayı anladık da, yardım ne için?

Sorunun cevabı bilinçaltımızda saklı. Ruh sağlığımız için birilerine yardımcı olmak oldukça önemli. Yardım ettiğimiz kişinin bize yapacağı içten bir teşekkür konuşması bizi müthiş keyiflendirecektir. Çikolata verdiğimiz bir çocuğun gözlerindeki ışıltıya paha biçebilir miyiz? Onun içimizi ısıtan bakışlarının bizde doğurduğu hislere bir fiyat koyabilir miyiz? Bu görev aynı zamanda bizi çevremizle etkileşime zorlayan, sosyalleşme yeteneklerimizi geliştiren bir adım.

Gördüğünüz gibi ufak mufak demeden her gün insanlara yardımcı olmak bizi daha iyi bir insan yapacağı gibi, sosyal ilişkilerimizi geliştirecek ve ruh sağlığımızı güçlendirecektir.

10-) Sevdiklerinle, arkadaşlarınla konuşmak

Hepimizin bir süredir haber alamadığı arkadaşları veya uzun süredir sesini duymadığı akrabaları var. Hayat bizi bir o yöne bir bu yöne sallarken onları da bizden uzaklaştırıyor. Gelin, gözden ırak olan gönülden de ırak olmasın ve onları arayıp soralım.

Facebook’un ve Linkedin’in doğumgünü hatırlatıcıları bu alışkanlığı edinmemiz için oldukça faydalı araçlar. Kuru kuru bir doğumgünü kutlama mesajı yazacağımıza alalım telefonumuzu elimize ve arayalım arkadaşlarımızı. Eğer arayamıyorsak, göndereceğimiz kutlama mesajıyla birlikte keyfinin nasıl olduğunu, her şeyin yerinde olup olmadığını soralım. O cevap versin, biz de ona cevap verelim. Bu yöntemle yılın her günü bir arkadaşımız ile temas kurabiliriz.

Bu alışkanlığı edinirken sosyal çevremizin aslında ne kadar geniş olduğunu fark edeceğiz. Ayrıca, eskiden yakın olduğumuz ama artık sık görüşemediğimiz tanıdıklarımızla tekrar bağlantı kurmuş olacağız.

Hayat akıp gidiyor diye geçmişi silip atmamalıyız. Onu kolundan yakalayıp, halini hatrını sormalıyız…

11-) Yabancı dil öğrenmek

Yabancı dil öğrenmek korkutucu bir uğraş, öyle değil mi? Lakin, kimse bizden her gün yeni bir dil öğrenmemizi beklemiyor. Bu alışkanlığı edinerek, uzun vadede yeni bir lisan öğrenmenin temellerini atmaya çalışacağız. Öte yandan, bir başka lisanda derdimizi anlatacak kadar dil öğrenmiş olacağız.

Bunu gerçekleştirmek için Duolingo ya da Memrise gibi servisler yeterli olacaktır. Hani o cep telefonumuzdan sosyal medyayı açıp, işaret parmağımızı aşağı kaydırıp durduğumuz 5 dakikalık aralar var ya, işte o süreleri Duolingo’da ya da Memrise’da harcasaydık şimdiye bir kaç dil öğrenmiş olurduk diye kendinize hiç sordunuz mu?

Duolingo
Duolingo faydalı bir yabancı dil öğrenme uygulaması.

Özetlersek, Duolingo’yu ve Memrise’ı cep telefonlarımıza indireceğiz ve her gün 15 dakikamızı ayırıp öğrenmek istediğimiz yabancı dili çalışacağız. Bu kadar basit. Bu programlar bize dil öğretirken, bir yandan da eğlendirmek üzerine tasarlanmıştır. Bir anlamda bu programlar üzerinden dil öğrenmeyi, oyun oynamak gibi düşünebiliriz.

Ben Duolingo’dan Fransızca, Memrise’dan da Arapça çalışıyorum. İkisi için toplamda harcadığım süre 15 dakikayı geçmiyor. Kabul ediyorum, bu şekilde bir dili tam anlamıyla konuşmaya başlamak bir hayli güç ama yeni bir lisanın temelini atmış olacağımız kesin. Au revoir!

12-) Programlama çalışmak

Günümüzde yabancı dil kadar önemli olan bir diğer dil de programlama dilidir. Çok sayıda programlama dili vardır. Benim uzmanlık alanım olmadığı için hangisinin sizin açınızdan daha faydalı olacağını söylemem zor. Ama kendi çalışmamdan örnek verebilirim size.

Düşlerden Gerçeğe, WordPress tabanlı bir blog olduğu için HTML ve JavaScript öğrenmemin bana yarar sağlayacağını düşündüm. Bu maksatla Freecodecamp üzerinden günlük çalışmalar yapmaya başladım. Ücretsiz olan bu site size küçük adımlarla kodlamanın inceliklerini öğretiyor. Bir noktadan sonra kendi portfolio sayfanızı yaratabilecek noktaya gelmenizi sağlıyor.

FreeCodeCamp ücretsiz bir kodlama eğitim servisi. Göz atmakta fayda var.
FreeCodeCamp ücretsiz bir kodlama eğitim servisi. Göz atmakta fayda var.

Her gün 15 dakika ayırarak bu sitedeki görevlerden birkaç tanesini yapıyorum. Yavaş yavaş kendimi geliştirdiğimi görmek beni mutlu ediyor.

Programlama öğrenmek istememdeki amacım yazılımların temeli olan algoritma mantığına aşina olmak. Gittikçe otomasyona doğru yönelen üretim dünyasında, kodlama mantığının nasıl çalıştığını bilmek önemli bir meziyet diye düşünüyorum. Blogumda işime yarayacağını düşünerek seçtiğim HTML ile ilgili dersleri bitirdikten sonra belki başka bir dile sıçrarım, kim bilir.

Siz de ileride size fayda sağlayabilecek bir yazılım dilini öğrenmeye başlayın ve her gün çalışmayı bir alışkanlık haline getirin. Pişman olmayacağınızı garanti edebilirim.

13-) Daha önce yapmadığın, yeni bir şey tecrübe etmek

Yeniliklere ve farklı tecrübelere açık olmak hepimizde olması gereken bir özellik. Bu noktada kendinizi yetersiz görüyorsanız, her gün, daha önce yapmadığınız bir şey yaparak, kendinizi bir heykeltıraş misali yontabilirsiniz.

Görev basit; her gün daha önce denemediğimiz bir şey deneyeceğiz. Çok detaylı düşünmemize gerek yok. Daha önce gitmediğimiz bir yoldan eve gitmek, yeni çıkmış bir gofreti denemek, daha önce ziyaret etmediğimiz bir internet sitesinde dolaşmak, yeni açılan bir restoranı denemek vs.

Üstelik hayatımıza biraz renk de katmış oluruz, fena mı?

14-) Öğretici bir video izlemek

Bana bir şeyler katacağını düşündüğüm videolar izlemeyi seviyorum. Bu bir belgesel olabilir, güzel bir TED konuşması olabilir, bilimdeki son gelişmeleri anlatan haftalık bülten olabilir…

Dikkat etmemiz gereken, izlediğimiz videonun sabun köpüğü bilgiler içermemesi. Magazindir, siyasettir, şakalı esprili videolardır bize bir şey öğretmeyeceği için kapsam dışındadır.

Pazar günleri bu görevi yapmakta hiç zorlanmıyorum. Çünkü Barış Özcan her pazar yeni bir video yayınlıyor. Henüz takip etmeye başlamadıysanız kendisini takip etmenizi öneriyorum.

Diğer her gün, bir tane TED konuşması izlemeye çalışıyorum (Bir TED konuşması ortalama 15 dakika sürüyor) ya da yazarlık ile ilgili bir video izliyorum. Bazen de sinema sanatının inceliklerine dair bir eğitim videosuna göz atıyorum. Youtube’da zevklerime uygun, bilgi içeren kanallar keşfettim bu vesileyle… Durun sizinle birkaç tanesini paylaşayım:

Nerdwriter1 (Sinema ve senaristlik üzerine)

Barış Özcan (Her pazar teknoloji bilim ve sanat dallarından biri üzerine bir video paylaşıyor)

TED (15’er dakikalık işin uzmanından ufuk açıcı konuşmalar)

TED Ed (Kısa kısa eğitim videoları)

15-) Bir müzik aleti çalmak

Üniversitede okurken bir dönem gitar çalmaya heveslenmiştim. Ders aldım, tellerden anlamlı sesler çıkartabilir seviyeye geldim. Sonrasında pratik yapmadım, öğrendiklerimi unuttum ve gitardan koptum. Şu an ne solfeji ne de gitar çalmayı hatırlıyorum. Başa döndüm. Müzik aleti çalmak, dil öğrenmeye benziyor. Pratik yapmayınca bir bakmışsınız unutmuşsunuz.

Gitar çalma hevesimi alabilmek ve bir nebze de olsa öğrenebilmek için günde 15-20 dakikamı gitara ayırmayı günlük takip listeme eklemeye karar verdim. Şu ana kadar bu alışkanlığı edinmede son derece başarısız olduğumu itiraf etmeliyim. Gitarı, programımın içine bir türlü sıkıştıramadım. Gün gelecek orada bir kıpırdanma olacak diye ümitle bekliyorum. Şimdilik günlük takip listemin gitar çalmak kolonu 0’lar ile dolu (Otur 0).

Bir müzik aleti çalmanın, beynin normalde aktif olmayan bir kısmını yoğun bir biçimde çalıştırdığını duymuşsunuzdur (Duymadıysanız üstteki videoda izleyebilirsiniz). Müziğin ruhun gıdası olduğu kabulüyle bunda bir haklılık payı olabileceğini düşünüyorum. Gitar çalmak hem beni rahatlatan hem de keyif veren bir uğraş. Üzerine, beynimin kıvrımlarının alışık olduklarından farklı etkileşimler içine girdiğini bilmek kulağa hoş geliyor.

Siz de bir müzik aletine heves yapıp, onu elinize almayı günlük rutininizin bir parçası yapmayı deneyebilirsiniz. Müziğin sizi alıp götürdüğünü göreceksiniz. Hele bir de müziği üreten siz olunca…

16-) Mesleki araştırma yapmak

Mesleki anlamda ya da kariyer hedeflerimiz doğrultusunda araştırma yapmak, hem mesleğimizdeki gelişmeleri takip etmemiz hem de eksik kaldığımız yönlerimizi geliştirmemiz açısından son derece önemlidir. Gün içerisinde 10-15 dakika kadar mesleğimiz ile alakalı internet sitelerinde araştırma yapıp, uzun zamandır merak ettiğimiz bir konuda bilgi edinmeye çalışmamız, işimize olan bağlılığımızı arttıracak ve güncel mesleki bilgilere sahip olmamızı sağlayacaktır.

Bilgilerimizi tazelemek ve işimize hâkim olmak, iş hayatındaki başarının altın anahtarlarından birisidir.

17-) Günde 3 adet sosyal medya paylaşımı yapmak

Sosyal medya günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Bunu kabul etmek gerek. Elbette, sosyal medya kullanımımızı kontrol altında tutmamız da lazım. Diğer yandan, sosyal medyada girdiğimiz etkileşimler bize yeni olanaklar ve fırsatlar yaratabilir. Yani onunla da olmuyor, onsuz da.

Sosyal medya vaktimizi ve hayatımızı ele geçirmiş durumda (Görsel:
Sosyal medya vaktimizi ve hayatımızı ele geçirmiş durumda (Görsel: makeawebsitehub)

Gün içerisinde sosyal medya kullanımımı limitlemeye çalışırken, diğer yandan da günde en az 3 adet paylaşımda bulunmaya özen gösteriyorum. Bir avuç kadar da olsa benden haber almak, benden bir şeyler duymak isteyen insanlara karşı bir sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Sabah, öğle ve akşamları yapacağım paylaşımlar ile hem sosyal medyadaki varlığımı sürdürmeye hem de kendimi tamamen kaptırmamaya çaba gösteriyorum.

Boş içerik girmektense, insanlara fayda sağlayacağını umduğum bilgileri paylaşmaya çabalıyorum.

18-) Dizi / film izlemek

Artık geleceğe yatırım amaçlı, uzun vadede kazanmaya çalıştığımız alışkanlıkları noktalıyoruz. Sırada eğlence var! Haydi eller havaya!

Dizi veya film seyretmek, yapmaktan en keyif aldığımız aktivitelerin başında geliyor. Boş vaktimde güzel bir film izlemeyi seviyorum. Hangimiz sevmeyiz ki?

Sorun şu ki, eğer eğlenceye ayırdığımız vakti kontrol etmezsek, tüm boş zamanımızı bitmek bilmeyen dizilerle ve sürekli yenisi çıkan filmlerle doldurabiliriz. İnanın bunun bize hiç bir yararı yok. Bu yüzden dizi ve film izlemek günlük aktivite listemizin sonunda yer alıyor. Her şeyi yaptıktan ve geriye hiçbir şey kalmadığından emin olduktan sonra eğlenmek bizim de hakkımız… 

19-) Oyun oynamak

Oyun oynamaya bayılıyorum. Atari, Commodore 64 zamanlarından beri, kendimi bildim bileli bilgisayar oyunları oynuyorum. Benim için kafamı boşaltmanın en pratik yoludur oyun oynamak. Hoşuma giden bir oyunun içine daldım mı saatlerce dış dünyadan kopartabilirim kendimi. Bu yüzden de günlük takip listemin son adımında yer alıyor oyun oynamak. Çünkü irademi kontrol etmekte en çok zorlandığım aktivite kendisi.

Tebrikler! Verimli bir gün geçirdiniz ve oyun oynamaya hak kazandınız!
Tebrikler! Verimli bir gün geçirdiniz ve oyun oynamaya hak kazandınız!

Bazı günler günlük takip listesindeki tüm adımları atlıyorum ve kendimi Azeroth’a (World of Warcraft oyununun geçtiği dünya) atıyorum. Çoğu zaman pişmanlık duyuyorum bu kararımdan. Vaktimi boşa geçirdiğimi düşünüyorum. Aslında bu doğru değil. Yapmayı sevdiğimiz hobileri de günlük rutinimizin içine sokmamız lazım. Oyun oynamak da bir hobi aslında. Vakit ve para yatırdığımız bir uğraş.

Araştırma geliştirme ile tüm günümüzü dolduramayız, bu gerçekçi değil. Gerçekçi olan tüm ihtiyaçları yeterli miktarda günümüze yaymak.

Her gün yarım saat, bir saat kadar oyun oynamak benim için olmazsa olmaz bir şey. O yüzden, son sırada da olsa, listemdeki yerini alıyor.

Artık toparlama zamanı

Oyun oynama aktivitesi ile listemizi noktaladık. Uzun bir liste oldu, çaylar bitmiştir sanırım.

Buraya kadar okuduysanız, aklınızdan geçeni biliyorum; “Tüm bunlar saçmalık. Hepsini bir güne sığdırmanın imkânı yok!”

Evet bunun farkındayım. Bu 19 günlük hedefi her gün gerçekleştirebildiğimi iddia edecek değilim. Çoğu zaman aralarından seçimler yapmak durumunda kalıyorum. Ama mesele bu değil. Mesele, gün içerisinde bize faydası olmayan ama zamanımızı esir alan boş işlerden sıyrılmak ve hedeflerimiz doğrultusunda bize katkı verecek uğraşlara odaklanmak. Bu listenin temel vazifesi bundan ibaret. Listeyi takip etmekte ne kadar başarılı olursam, hedeflerime o kadar çabuk ulaşabileceğimi düşünüyorum.

Eğer değindiğim konular hoşunuza gittiyse ve benim takip ettiğim günlük takip listesini siz de kullanmak isterseniz, lütfen bu yazının altına yorum olarak belirtin. Yorum yazarken bırakacağınız eposta adresinize günlük takip listesinin excel dosyasını göndereceğim.

Yarın öbür gün listeyi takip etmenizin sonucunda kendinizi geliştirdiğinizi ve hedeflerinize yaklaştığınızı hissederseniz, gelip bir teşekkür eder, en azından o gün için birisine yardımcı olmak adımımı tamamlamamı sağlamış olursunuz. :)

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın